Düşünce

Ziya Gökalp Bağlamında Türk Milliyetçiliği

Ahmet Hakan Yazıcı*

ÖZET

Bu makale Türk milliyetçiliği denince akla ilk gelen isimlerden birisi olan Ziya Gökalp’in milliyetçilik anlayışının temellerini içinde bulunduğu dönemin özellikleri ve kendisinden sonra etkilediği genç Cumhuriyet dönemi kurucu ideolojisi bağlamında ortaya koymaktadır. Bu çalışmada Ziya Gökalp’in Türk milliyetçiliği tasavvurunun salt etnisiteye dayalı dışlayıcı temellere değil, birlikte yaşama arzusu üzerine inşa edilen kültür ile harmanlanmış sadakat ve aidiyet duygusu üzerinden birleştirici unsurlar barındırdığını savunmaktadır. Ayrıca Gökalp’in Cumhuriyetin kurucu kadrolarını ve Mustafa Kemal Atatürk’ü etkilemiş olması ile fikir benzerliklerinin bulunması, benzerlikler ve farklılıklar açısından ele alındığında onu Cumhuriyet dönemini düşünce sistematiğinin tek ve kurucu ideoloğu yapmayacağı nitelenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Ziya Gökalp, Türkçülük, Türk Milliyetçiliği, Atatürk Milliyetçiliği

GİRİŞ

Türk sosyolojisinin kurucu babalarından Ziya Gökalp, fikri mirası ve entelektüel katkıları ile bugün de Türk düşünce hayatınında etkilerini sürdürmeye devam etmektedir. Gökalp, Türk kimliğinin ve kültürünün yeniden oluşturulmasında zamanın geçerli siyasa düşünce biçimi olan teritoryal ulus devlet modelini temel alarak Türkiye’de ulus inşa süreinde çok önemli bir rol oynamıştır. Hayatı Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü ve Cumhuriyet’in kurulması ile beraber bir bunalım ve değişim dönemine denk gelen Gökalp’in temel mefküresi; Türk, İslam ve Batı değerleri ile harmanlanmış bir biçimde Türkiye’nin ulusal canlanışını ve milli kimliğini sağlamaktır. Bu bağlamda onun asıl problematiği, Türk kimliğinin İslami ve Batı’nın modern rasyonel kimlikleri ile bağdaştırılması meselesidir. Ziya Gökalp için bu yolda yapılması gereken, Türk toplumunun yeni bir milli şuur ile çağdaş medeniyet içerisinde kendi kültürünü koruması ve onun etrafında birleşerek hem Türk hem de müslüman kalarak Batı medeniyeti içinde yer almasıdır. Bu çalışmaının genelinde de Gökalp’in Türk milliyetçiliğine kazandırdıkları ve kültür üzerine inşa ettiği çağdaşlaşma hamlesinin Cumhuriyet dönemi kurucu kadro, onun ardılları ve Kemalist ideoloji özelindeki etkileri üzerine durulacaktır.

*İstanbul Üniversitesi, Siyaset Bilimi Yüksek Lisans Öğrencisi

1.Ziya Gökalp’in Türk Milliyetçiliği Düşüncesinin Temel Çerçevesi

1.1.Türkçülük

Türkçülüğün daha önceki dönemlerde temellenmesine rağmen onun başlangıcına dair tespitler genellikle 20.yüzyıl başlangıcına işaret etmektedir. II. Abdülhamit döneminde Osmanlı müttefiki, ticari partneri ve onun modernleşme dinamiği olmaya başlayan Almanya’nın da etkisiyle Türkçülük düşüncesi Genç Türkler arasında yaygınlık kazanmaya başlamıştı. 1909 yılına gelindiğinde ise II. Abdülhamit’i tahtan indiren İttihat ve Terakki Partisi, siyasi birlik adına ortak bir kimlik tesis etmek amacıyla millet tasavvurunun gerekliliğini kavramışlardır. Son olarak Türkçülük, Türk toplumunda aydınlar ve gençler arasında Balkan Savaşları bozgunuyla güçlenmiş ve geniş bir kitle tarafından desteklenmeye başlamıştır. Ziya Gökalp’in Türkçülük düşüncesi de böyle bir dönemin ürünü olarak ortaya çıkmış, Osmanlı devletinin kurtuluşunu Türkleşmekte görmüştür. Gökalp’in Türkçülüğü; farklı etnik kategorilerden oluşan tebaayı, din ve kültür birliğine dayanan homojen bir millet haline getirmek isteyen bir projedir.1 Gökalp’in Türkçülüğü, Batıda yaşanan ulus ve devlet inşası sürecine paralel olarak ilerlemiştir. Temelinde kültür üzerinden tanımlanan ulus ve vatanseverlik kavramları bulunmaktadır.2

Ziya Gökalp için Türkçülük, Türk ulusunu yükseltmek demektir.3 Ancak Gökalp’e göre Türkçülük; ne kavim, ne ümmet, ne de ahali Türkçülüğüdür. Türkçülük demek, “Avrupa medeniyeti içerisinde bir Türk harsı(kültürü) vücuda getirmektir”. Gökalp ortaya koyduğu Türkçülük anlayışı çerçevesinde Türk milletini diğer milletlerden üstün görmez, zira ona göre tüm ırklar eşit olduğu için tüm milletlerde eşittir. Bu düşüncesini ise şöyle ifade ediyor: “Türkçülük bütün sevgisiyle yalnız kendi özgün kültürüne bağlı olmakla birlikte, körü körüne ulusçu ve bağnaz da değildir. Avrupa uygarlığını tam ve düzenli olarak almaya giriştiği gibi hiçbir ulusun kültürüne karşı çekimserliği ve küçümsemesi de yoktur. Tersine, bütün kültürlere değer veririz ve saygı duyarız…”4

Ziya Gökalp, Ahmet Vefik Paşa’nın “Lehçe-i Osmani”, Süleyman Paşa’nın “Tarihi Alem” isimli kitaplarından çok etkilenerek onları Türkçülüğün babaları olarak nitelendirmiştir. Ahmet Cevdet Bey’in İkdam gazetesini, Türk Yurdu dergisini, 1908 yılında kurulan Türk Derneği ve Türk Ocağı Derneğini, Fuat Köprülü’nün Türkiyat ve Türkoloji çalışmalarını Türkçülüğün oluşumunda kilometre taşları olarak görmüştür.5 Ziya Gökalp Türkçülerin amacı ve doğrultusunu ise şöyle ifade etmiştir; “Türkçüler, Türk ve Müslüman kalmak koşulu ile Batı uygarlığına tam ve kesinlikle girmek isteyenlerdir. Fakat Batı uygarlığına girmeden önce, ulusal kültürümüzü arayıp bularak, onu ortaya çıkarmamız lazımdır”6 Ziya Gökalp’in Türkçülüğü çok farklı açılardan değerlendirilmiştir bu değerlendirmelerden birisini yapan Taha Parla, Gökalp’in Türkçülüğünü kültürel bir Türkçülük olarak tanımlamakta ve onun milliyetçilik anlayışını dil ve kültür(hars) milliyetçiliği temellerine dayandığını ifade etmektedir.7

1.2.Millet

Ziya Gökalp’e göre millet, kendisine mahsus kültüre ortak olan bireylerin toplamıdır.8 Yani bir kültür etrafında birleşen topluluklar bir milleti meydana getirirler. Kültürün en önemli üç saç ayağı ise; dil, din ve tarihtir. Bu nedenle Gökalp’e göre millet; aynı dili konuşan, aynı dine inanan ve ortak bir geçmişi olan, aynı terbiyeyi almış insan topluluğudur. Gökalp, bir ülkede farklı kavimlerden insanların ortak bir kültür etrafında birleşerek millet oluşturabileceklerini ifade eder. Gökalp ilk yazılarından birinde millet için şu tarife yer verir: “Millet asırlarca beraber yaşamış, zulüm ve felaketlere beraber göğüs germiş, şan ve şerefi beraber istihsal etmiş, beraber ağlayarak beraber sevinmiş, gelecekte de ortak gayeye ulaşmak için beraber muzaffer olmaya azmetmiş, dayanışma halindeki fertler topluluğudur.”9

Gökalp, milletin ne olduğunu açıklamaya çalışırken önce ne olmadığını ifade eder. Ona göre millet: 1)Irk ve kavim birlikteliği değildir, 2)İmparatorluk içindeki siyasi birlik değildir, 3)Bir coğrafya birliği değildir, 4)Ferdin seçimi ile kazanılan bir kimlik değildir. Millet bunların hepsinin üstünde, toplum hayatının ulaştığı son tarihi aşamadır. Son tahlilde millet ne ırki, ne kavmi, ne coğrafi, ne siyasi, ne de iradi bir zümre değildir. Millet lisanca, dince, ahlakça ve bediiyatça müşterek olan yani aynı terbiyeyi almış fertlerden oluşan zümredir. Gökalp Türk halkının milliyeti konusunda “Dini dinime, dili dilime” kavramsallaştırmasını yaparak halka göre Türk’ün, Türkçe konuşan Müslüman olduğu ifadesinin temellendirmesini yapar ve doğrusunun da bu olduğunu söyler.10 Bu bağlamda Gökalp milleti, ırk, kavim, ümmet, halk ve devletten ayırıyor. Onun için millet denilen topluluk içerisinde milli şuur son derece kıymetlidir zira bu milli şuur, bir toplumun esasını teşkil eden maşeri vicdandan başka bir şey değildir.11

Gökalp, milliyeti dine benzeterek, onun kalp ile tasdik dil ile ikrar gerektirdiğini söyler ve ekler “Diliyle Türküm diyen ve samimi olarak kalbinde bu kanaati taşıyan her fert Türk’tür.”12 Gökalp ayrıca ırka dayalı bir millet tanımı yapılamayacağını yineleyerek ırkın hayvanlara ait bir vasıf olduğunu çünkü atlar gibi canlıların içgüdüye dayanan meziyetlerinin kalıtsal(ırsi) olduğu ve bunun onlar için büyük önem taşıdığını nitelemiştir. Kişilerde ise soyun toplumsal niteliklere hiçbir etkisi olmadığı için soy-sop aramak doğru değildir. “Türküm” diyeni tanımaktan başka yol yoktur.13

1.3. Turan

19.yüzyıl ikinci yarısında gerçekleşen tarih, filoloji, dil ve Batı’nın Türkoloji araştırmaları Türkçü aydınlarda, özellikle aynı dili konuşan diğer Türk toplumlarını daha da yakından tanıma isteği uyandırır. Ayrıca Orta Asya’da gerçekleşen Rus ve Çin işgalleri, Türkçü aydınların Osmanlı dışına yönelmesine vesile olmuştur. Tüm bu gelişmeler Osmanlı aydınlarını vatan sınırlarını Anadolu’nun dışına çıkartarak anavatan dedikleri Orta Asya’yı da kapsayacak şekilde genişletme düşüncesini egemen kılmıştı. Bu da Turancılık düşüncesine zemin hazırlamıştır. Gökalp için belki de, milliyet esasını içeren ve sadece Anadolu’yu kapsayan küçük bir devlet fikrinden kurtulmak için bütün Türkleri bir araya getiren büyük bir devleti, imparatorluğun yerine ikame edebileceğini umut ettiği söylenebilir. Turancılığın gelişiminde Rusyalı Türkçülerin önemli katkıları olmuştur özellikle Hüseyinzade Ali’nin, “Turan” isimli şiiri Osmanlıda Gökalp gibi pek çok Türkçü aydını etkisi altına almıştır.

Turancılık duygu ve fikrinin doğuşundan itibaren Türk milliyetçiliği düşüncesinin derinliklerinde bir ülkü olarak var olduğunu söyleyebiliriz. Milli varlığın yeniden algılanış dönemi Osmanlı devleti sınırları dışında aynı dili konuşan, aynı dine inanan ve ortak tarihi kökenlere sahip toplulukların varlığının daha yakından bilinmesi, doğal olarak bu dünyanın birleşmesi ülküsünü de peşinden sürüklemiştir. Andre Malraux Pantürkizm bağlamında Turanı “Edirne’den Orta Asya’ya, oradan İpek yolunun Çin vahalarına kadar uzanan bütün Türk halklarının birliği” olarak tanımlıyor.14 Gökalp’e göre ise Turan, mefkürevi bir vatandır ve Türklerin oturduğu, Türkçenin konuşulduğu bütün ülkelerin toplamıdır. Turanı kapsayan millet ise bugünkü Türk dünyası gerçekliğinden oluşturulacak bir millettir.

Turan kelimesi bütün Türk milletleri içine alan büyük Türkistan anlamındadır. Bunun yolu ise dil birliğini sağlamak ve dilin başat faktör olduğu bir kültür geliştirmektir. Türkçenin en incelmiş ve gelişmiş lehçesi olan İstanbul ağzını ortak dil kabul ederek, bu dil çevresinde oluşturulacak kültürle Turan’ın Türk milleti kurulacaktır. 15

Ziya Gökalp, Turan’ın Moğollar, Tunguzlar, Fin-Ugorları ve Macarları da içine alan bir budunlar topluluğu olmadığı, bu topluluğun bir Ural-Altay topluluğu olduğunu ifade eder. Ayrıca Yakut, Kırgız, Özbek, Kıpçak, Tatar ve Oğuz boylarının dilce ve gelenekçe budunsal bir özelliğe sahip bulunduğu, yakın bir gelecekte bütün Oğuzların Türkler anlamına gelen Turan adında birleşeceğini söyler.16 Milyonlarca Türk’ün bir ulus olarak aynı çatı altında birleşmesi Türkçüler için çok güçlü bir coşku kaynağı olmuştur.

Gökalp tüm bu ifadeleri ile kendisinden sonra gelecek Türkçülere bir hedef göstermiştir. Türkiye dışındaki Türklere öncelikle kültürel bağlılıklar ve ardından mümkünse siyasi birliktelik. Nitekim Gökalp, 1911’de Genç Kalemler dergisinde yayınladığı “Turan” şiirinde vatan olarak Türklere Turan’ı göstermiştir:

Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan
Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan…

Ziya Gökalp, Osmanlı İmparatorluğunun cihan harbinden yenik ayrılması ve yeni kurulan Türk devletinin Turancılığa nispeten elverişsiz olması nedeniyle Turancılık görüşünden geri adım atmıştır. Gökalp artık Turan’ı “Türkçülüğün uzak bir mefküresi” olarak görmektedir. Türkçülüğün Esasları kitabında bu durumdan şöyle bahsetmektedir:

“Turan mazide bir siyasi gerçeklikti, ancak bugün Kızıl Elma gerçeklik alanında değil, düş alanındadır”17

1.4. Hars-Medeniyet

Gökalp’in özellikle modernleşme bakışında Türk sosyolojisinde ilk defa yapılan medeniyet18 ve hars19 (kültür) ayrımı önemli bir yer tutar. Gökalp’in en çok bilinen ve tartışılan düşünceleri, kültür konusunda yaptığı hars ve medeniyet ayrımıdır. Bu iki kavram arasındaki ayrımı Türkiye’de Batılılaşma sorunu ile ilişkili biçimde düşünmek lazım gelir.20 Ziya Gökalp Türk milliyetçiliği, İslam tasavvufu ve Avrupa korporatizmi sentezini “kültür”(hars) ve “uygarlık”(medeniyet) arasındaki ayrıma dayandırmıştır. Kültür içindeki birey toplumsal vicdandaki normları, değerli idealler olarak içselleştirir ve bunlara itaat eder. Uygarlık içindeki birey ise, bir toplumsal aklın mantıksal çerçevesi içinde düşünür.21

Gökalp bütün hisleri, yargıları ve idealleri kültürün parçası olarak kabul ederken, akli ve bilimsel bilgiyi, metotları ve teknolojiyi medeniyete ait olarak mütalaa ediyordu. Bahsi edilen bu hars ve medeniyet arasında hem bir birleşme hem de ayrılık vardır. Kültür ulusal olduğu halde, medeniyet uluslararasıdır. Bu bağlamda kültür yalnız bir ulusun din, ahlak, hukuk, dil, iktisat, estetik ve fen gibi yaşayışların toplamı iken medeniyet; benzer gelişmişlik düzeyinden bulunan bir çok ulusun toplumsal yaşayışının ortaklığıdır. İkinci olarak uygarlık yöntem aracılığı ile bireysel iradelerle oluşan toplumsal olayların bütünüdür.22

Gökalp yapmış olduğu sosyolojik tahlilde hars ve medeniyeti birbirinden ayırmakta; harsın milli, medeniyetin ise beynelmilel olduğunu ifade etmektedir. Aslında hars medeniyetin bir ulusta aldığı hususi şekilden ibarettir. Medeniyet bir milletten ötekine geçebildiği halde hars geçemez. Bu bakımdan bir millet medeniyetini değiştirebilir ancak harsı sabit kaldığı için değiştiremez. Gökalp, örfü harsa ait görürken ananeyi medeniyete bağlıyor.23 Medeniyet akıl ve kurumlara dayanırken hars inanç ve değerlere dayanır bu yüzden medeniyet yapay, hars doğal bir olgudur. Yani medeniyet harstan doğar çünkü harsın kendi içinde gelişen doğal bir evrimi vardır bu nedenle dışardan zorla değiştirilemez ancak medeniyet geçişken ve eklemlenebilirdir. Bir milletin hayatında medeniyet ve hars olmak üzere iki ana unsur bulunmakta olup, bunların belli bir ilişki içinde birleşimi toplumun gelişmesini sağlar. Bir milletin harsı, diğer medeniyetlerden beslenmekte, harsı güçlü olan ulus sağlam olmakta ve medeniyet gelişimini peşinden sürüklemektedir. Ancak kültür içinde medeniyet unsurunun oranı arttıkça ulus zayıflamakta hatta çökmektedir.24 Gökalp’e bir anlamda sosyal darwinist bir tahlilde bulunarak kültürü güçlü olanın daime ayakta kaldığı, kültürün zayıflamakta ya da yetersiz olduğu durumlarda yıkılma aşamasına geçildiğini belirterek Osmanlı devletini buna örnek göstermiştir.

Gökalp kültür kavramını daha çok bir milli kimlik sorunsalının etrafında şekillendirdiği ve bu kavramı medeniyetten ayrıştırdığını görüyoruz çünkü kültür, ona göre medeniyetten ayrı olarak milli olma vasfını içinde taşımaktadır. Ziya Gökalp’in bu anlamda kimlik duyarlılığı çok yüksektir. İlk yazılarında doğrudan bir medeniyet inşa etmekten söz ederken daha sonra, Avrupa medeniyetine dahil olmayı, ancak bunu milli kimliğimizden ödün vermeden başarmayı öngörmektedir. Alacağımız medeniyet unsurları harsımızın süzgecinden geçirilerek uyum göstermeyen unsurların dışarda bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. Tanzimat döneminin başarısızlığını ise işte tam bu mevzuya bağlayarak başka medeniyetlerden alınan unsurların milli kimliğe eklemlenmesinde kabul görülmeyen şeylerin hars ahengimizi bozarak bu dönemin girişimlerinin sonuçsuz kaldığını ifade etmiştir.25

Bir millet kültürce yükseldikçe siyasetçe de yükselecek ve güçlü bir devlet kuracaktır. Diğer yandan kültürün yükselişi ile medeniyet hasıl olacaktır. Medeniyet bu anlamda ilkin kültürden doğduğu halde daha sonra çevre ulusların uygarlıklarından faydalanarak kendine pek çok kurum alır. Burada dikkat edilmesi gereken şey dışardan alınan medeniyetin aşırı dereceye kaçarak ulusal kültürü bozmasına neden olması ve yozlaşılmasıdır. Çünkü Gökalp kültürü güçlü olan ulusların diğer uluslar üzerindeki siyasal savaşında sürekli olarak üstünlük kuracağı düşüncesidir. Türklerin şimdiye kadar bağımsız kalması, Çanakkale’den İngiliz ve Fransızları kovması ve ateşkesten sonra İngiliz parası ve silahlarıyla donatılmış Ermeni ve Yunanları mağlup etmesi, hep bu ulusal kültürün gücüdür.26

2.Ziya Gökalp Milliyetçiliğinin Cumhuriyet Dönemine Etkileri

Türkçülük tüm gayretlere rağmen Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasını engelleyememiştir. Ancak Türkçülük aynı zamanda, çöküş sonrası Kurtuluş Savaşı’nı ve İmparatorluk bakiyesi üzerindeki topraklarda kurulan Türkiye Cumhuriyeti kurucu ideolojisini besleyen en önemli birikim olmuştur.27 Milli Mücadele sonrası ortaya çıkan Türkiye Cumhuriyeti, Türk milliyetçiliği ideolojisi üzerine inşa edilmiştir. Yeni kurulan Cumhuriyet ve millet için Türk milliyetçiliği her zaman bir hız ve ilham kaynağı olmuştur. Bu anlamda Türk milliyetçiliği mağdur ve mazlum durumuna düşürülmüş olan Türk milletinin yeniden diriliş ifadesi olmuştur. Cumhuriyetin kurucu ve bütünleştirici misyonunda milliyetçiliğin böyle bir öneme haiz olması şüphesiz bize bu alanın en önemli temsilcilerinden Ziya Gökalp’e dair bir inceleme ve kıyas alanı sunmaktadır.

Ziya Gökalp’in düşüncelerinin gerek kendi nesli, gerekse onu takip eden nesiller üzerinde tesiri çok yüksek olmuştur. Daha önceki bölümde bahsettiğim düşünceler kuşkusuz Cumhuriyet dönemi kurucu kadroları ve onun ardılları üzerinde de etkili olmuştur fakat bunun derecesi çok önemli bir mevzudur. Nevzat Köseoğlu’na göre; Gökalp’in Cumhuriyet üzerindeki etkilerini abartarak onun yeni Türk devletinin teorik temellerini attığı yahut Cumhuriyet İnkılaplarının fikir mimarı olduğunu söyleyenler vardır ancak bu yargıları kabullenmek zordur. Siyasi açıdan Gökalp’in Cumhuriyet önerdiğine dair bir bilgi yoktur ancak o, anayasanın ve hukukun üstünlüğünü, aydınlarımızdan daha önceki bir dönemde savunmuştur.28 Türk ulusal hareketinin tartışmasız önderlerinden birisi olan Ziya Gökalp, Mustafa Kemal’in yeni Türk devletine vereceği biçimi öngörmemişti; ama ulusal bir ideoloji oluşturulmasında büyük katkılar sunarak Kemalist Türkiye’nin fikir hocası olmuştur.29 İsrailli tarihçi Uriel Heyd’e göre Atatürk’ün bütün maddelerde aşırı görüşlerini kabul etmemesine karşın, Gökalp’in modern Türk devletinin teorik temellerini ortaya koyduğu söylenebilir.30 Bu bölümde Ziya Gökalp’in milliyetçi fikirlerinin yeni kurulan Türk devleti üzerinde uygulanabilirliği, çelişkileri ve Kemalist ideoloji üzerindeki etkileri incelenecektir.

Atatürk 1934 yılında Ödemiş’in Gölcük yaylasında yanında bulunan Adalet Bakanı Refik Şevket İnce’nin naklettiğine göre Ziya Gökalp ile yakınlığı konusunda şunları söylemiştir: “Vücudumun babası Ali Rıza Efendi, coşkularımın babası Namık Kemal, düşüncelerimin babası ise Ziya Gökalp’tir.”31 Bu sözden de anlaşılacağı gibi Atatürk hiç kuşkusuz Ziya Gökalp’ten etkilenmiştir. Fakat bu etkilenmenin derecesi tartışmalı olmakla birlikte, herhalde belirli ölçüde etkilenmiştir demek daha doğru olacaktır. Pek çok konu bakımından Mustafa Kemal’in Gökalp’le benzerlik içinde olduğu söz konusudur fakat Mustafa Kemal’in ve onun önderliğinde Cumhuriyet’in düşünce temellerini oluşturan ve besleyen tek kaynak Ziya Gökalp değildir.32 Cumhuriyeti kuran nesil, Gökalp’in de içinde olduğu Genç Osmanlılardır. Bunların ortak bir kültür zemininden gelmeleri itibariyle ortak tesirler almış olmaları ve bir takım ortak görüşlere sahip olmaları doğaldır. Bu halin bütün tezahürlerini Gökalp’in tesiri olarak görmek gerçeğe uymaz. Bazı temayüllerde ortaklık olabilir ancak milliyetçi temayülleri sırf Gökalp’in etkisine bağlamak mübalağa olur.33 Burada benzeşen ve ayrışan noktalara mercek tutmamızın konuyu anlamamız açısından daha faydalı olacağını düşünerek bu durumu ortaya koymaya çalışacağım.

Gökalp’in Cumhuriyet Türkiye’sindeki etkisi tekdüze ve tartışmasız olmamıştır. Çoğu kez belli bir grup tarafından, sisteminin bir bölümü reddedilirken başka bir bölümü desteklenmiştir. Kimileri Gökalp’i Durkheim kadar, hatta ondan daha önemli bir toplumbilimci olarak tasavvur etmiştir. Kimileri de onu yalnızca bir taklitçi olarak tanımlamıştır. Sonun bir kısmı onu ırkçılık ve totalitercilikle suçlarken, sağ aynı yanlış nedenle onu benimsemiştir. Oysa Gökalp’in ulusçuluğu kuşkusuz biçimde dil ve kültüre dayanır. Gökalp’e karşı bu iki uç yaklaşım Kemalist önderlikte de kendine yer edinerek ona karşı tutumum ikircikli oluşuna neden olmuştur. Buna en önemli örnek ise Ziya Gökalp’in eserlerinin ölümünden sonraki akıbetidir. Gökalp’in yapıtlarını derlemek birkaç sonuçsuz girişim dışında 1973 yılına kadar beklemek zorunda kalmıştır. Öte yandan Gökalp’in 1924’teki ölümü ile Atatürk’ün 1938 yılındaki ölümü arasında Gökalp’in hiçbir eseri resmi yazı dili olan Latin alfabesine çevrilmemiştir. Gökalp’in yapıtlarına karşı bu tutum basit bir ilgisizlikle açıklamak mümkün gözükmemektedir. Belki de bu tutum onun düşüncelerine karşı yanlış değerlendirmelerin daha o günlerden başladığı gerçeğini biz göstermektedir.34

Ziya Gökalp’in bazı fikirleri ile Cumhuriyet Türkiye’sinin ön kabulleri arasında oluşan ikirciklere bakacak olursak önümüze pek çok örnek çıkar. Özellikle Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak açısından bakıldığında, Cumhuriyet sonrası inkılapları ile Ziya Gökalp’in bazı düşüncelerinin örtüşmediğini görmekteyiz. Mesela milli kimliğin korunması açısından Gökalp’in kültür-medeniyet ayrımı temel anlayışken, bu yönden bakıldığında yapılanlar örtüşme değil ancak çelişme görülebilir. Gökalp, harsa giren milli kültür alanlarının tamamen milli olması gerektiğini ileri sürdüğü, halk içinden keşfedilerek kurulması gerektiğini savunduğu halde, inkılaplar ile yapılanlar; tercüme kanunlar, hayat ve yaşayış tarzı itibari ile yanlış batılılaşma görüntüleri ile dolu ve şekilcidir.35 Gökalp “halka doğru gidişi” savunurken, genç Cumhuriyet dönemi aydınları, halkın belirlenen hedeflere ulaşması gereken bir durumda olduğu tepeden inmeci bir anlayışa sahiptir. Hilmi Ziya Ülken, Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen bütün inkılapların Gökalp’in fikirlerinden ilham alınarak oluşturulduğu fikrine katılmadığını beyan eder ve Gökalp’in ümmet ve hilafet konularındaki görüşleri, dil ile ilgili bazı kanaatlerini Atatürk’ün benimsemediğini ifade eder.36 Ziya Gökalp, Atatürk’ün kabul etmesinin mümkün olmadığı halifeliğin korunması, Arap harflerinin değiştirilmemesi gibi düşünceleri de vardır. Taha Parla, Kemalistlerin cumhuriyetçiliği ve milliyetçiliği Gökalp’in çizdiği sınırların dışına taşırdığı ve Gökalp’in iktisadi devletçiliği ile seçkinci olmayan halkçılığını Kemalistler tarafından sırasıyla idari devletçiliğe ve vesayetçi bir halkçılığa dönüştürüldüğünü söyler. Kemalistler Gökalp’in daha özgürlükçü, çoğulcu, demokratik solidarist korporatizmini zaman zaman daha otoriter hatta totaliter ve yarı-faşizan korporatist açılımlara zorlamıştır.37 Ayrıca radikal kültürel reformların gerçekleştirilmesi bakımından Kemalistler hem içerik hem de yöntem açısından Ziya Gökalp’in ılımlı-tedrici inkılapçılığının sınırlarını zorlamış hatta yer yer aşmışlardır.

Ziya Gökalp’in düşünsel dünyasının temelleri ve ortaya koyduğu fikirler ile yeni kurulan Cumhuriyet’in kurucu felsefesi ve onu besleyen Kemalist ideoloji arasında farklardan ziyade benzerliklere de rastlamak mümkündür. Prof. Dr. Erol Güngör “Halk fırkası bir bakıma Gökalp’in eseridir çünkü fırkanın prensipleri, hatta bunların sayısı ve okla gösterilmesi her Gökalp milliyetçiliğinden çıkmıştır” diye yazar ve Atatürk inkılapları ile Gökalp’in fikirleri arasındaki uyuşmaları pozitivizm, milliyetçilik, halkçılık, laiklik, kadın hakları, inkılapçılık, dilde sadeleşme, batı medeniyetini benimseme ve devlet kapitalizmi olarak sıralar.38 Taha Parla ise Ziya Gökalp’in Cumhuriyete kazandırdığı en önemli kurumlardan birisi olarak korporatizmi görür. Egemen Türk siyasal zihniyetinin solidarist korporatist bir zihniyet olduğu her yerde açıkça görülebilir: Tek parti dönemi CHP’sinin program ve tüzüklerinden, parti şeflerinin demeç ve yazılarına, 1961 anayasasının özellikle başlangıç bölümünde solidarist korporatist ideolojisine kadar. Tabii resmi düşüncenin yanı sıra, özellikle siyasal bilimler, sosyoloji, iktisat, sosyal siyaset gibi akademik disiplinlerdeki hakim yaklaşımlarda da Gökalp’in doğrudan ya da Kemalizm yoluyla sürmüş olan etkileri de unutulmamalıdır.39

Cumhuriyet’in resmi ideolojisi Kemalizm’in simgesi olan Altı Ok’un, yani CHP ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuramsal temelleri Gökalp’in düşünce sisteminde bulunmaktadır.40 Ayrıca Gökalp, Kemalistlerin yaptığı gibi tek-particilik kuramı geliştirmemiştir ama bunun geçici bir süre için kapsayıcı bir siyasal partiye ve iktisadi devletçiliğe ihtiyaç duyulacağı için isteksizce kabul etmektedir. Ziya Gökalp’in solidarist korporatist düşünceleri çerçevesinde İzmir İktisat Kongresinin düzenlenmesi, onun sıklıkla tekrarladığı Kuran’ın Türkçeleştirilmesi ve Türkçe ezan fikrinin genç Cumhuriyet döneminde hayata geçirilmesi, kültürün taşıyıcısı olarak dile atfettiği önem doğrultusunda dilin sadeleştirilmesi görüşünün Kemalistlerce savunulması, hümanist-barışçı millet tanımının Cumhuriyet ideolojisi ile eklemlenerek “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesinin şiar edilmesi, “Kadın yükselmezse alçalır vatan” savunusunun kadın hakları çerçevesinde Cumhuriyet döneminin yapı taşlarından biri haline gelmesi Cumhuriyet dönemi etkilerine somut birer örnek teşkil etmektedir.

Sonuç olarak Atatürk, tarihin modernleşme ve millileşme hareketlerini incelemiş, bu hareketlerin fikir adamlarını tanımış, onların fikirlerinden yararlanarak inkılapçı bir devlet adamı olarak Türkiye Cumhuriyeti devletini kurmuştur. Ancak bu süreçte Atatürkçü düşüncenin tek ideoloğunun Ziya Gökalp olduğunu söylemek doğru bir ifade olmaz. Son tahlilde Atatürk ve Ziya Gökalp arasında karşılıklı saygı ve sevginin bulunduğu, inkılap hareketlerindeki fikir benzerliklerinin varlığı inkar edilemez.41

1. Yavuz Çilliler, “Modern Milliyetçilik Kuramları Açısından 19.Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu Fikir Akımları”, Akademik İnceleme Dergisi, C.10, S.2, 2015, İstanbul, s.58
2. Ceylan Tokluoğlu, “Ziya Gökalp ve Türkçülük”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, C.68, 2013, Ankara, s.114
3. Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, İnkılap Yayınevi, 16.b, Haz. Mahir Ünlü, İstanbul, 2017, s.13
4. Ziya Gökalp, a.g.e., s.96
5. Yavuz Çilliler, a.g.e., s.59
6.Ziya Gökalp, a.g.e., s.39
7. Taha Parla, Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm, Deniz Yayınları, 6.b, İstanbul, 2009, s.82-85
8. Ziya Gökalp, a.g.e., s.92
9. Ziya Gökalp, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1976, 88
10. Nevzat Köseoğlu, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Ziya Gökalp, Ötüken Yayınları, 3.b, İstanbul, 2013, s.163
11. Ünver Günay-Celaleddin Çelik, Türk Kimliğinin Yeniden İnşası Bağlamında Ziya Gökalp, Kesit Yayınları, İstanbul, 2010, s.28
12. Nevzat Köseoğlu, a.g.e., s.166
13. Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, s.19
14.  François Georgeon, Osmanlı Türk Modernleşmesi 1900-1930, Çev. Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2006, s.77
15. Nevzat Köseoğlu, a.g.e., s.167
16. Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, s.22
17. Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, s.23
18. Medeniyet; aynı beynelmileliyete mensup milletler arasında ortak olana kurumların toplamıdır.
19. Hars; halkın yarattığı dini, bedii, lisani ve iktisadi değerlerin bütünüdür.
20. Nevzat Köseoğlu, a.g.e., s.180
21. Taha Parla, a.g.e., s.67-70
22. Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, s.25
23. Ünver Günay-Celaleddin Çelik, a.g.e., s.32
24. Ünver Günay-Celaleddin Çelik, a.g.e., s.32
25. Nevzat Köseoğlu, a.g.e., 181-182
26. Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, s.36-37
27. Yavuz Çilliler, a.g.e., s.60
28. Nevzat Köseoğlu, a.g.e., s.239
29. François Georgeon, a.g.e., s.91
30. Ünver Günay-Celaleddin Çelik, a.g.e., s.216
31. Bu sözün gerçekliği hakkında tartışmalar olmasına rağmen, sözün gerçekliğine dair Hasan Eren’in “Atatürk
ve Ziya Gökalp” isimli makalesinde, Prof. Dr. Hikmet Tanyu’nun “Atatürk ve Türk Milliyetçiliği” isimli
kitabında nakletmişlerdir.
32. Ünver Günay-Celaleddin Çelik, a.g.e., s.218
33. Nevzat Köseoğlu, a.g.e., s.242
34. Taha Parla, a.g.e., s.230-231
35. Nevzat Köseoğlu, a.g.e., s.243
36. Ünver Günay-Celaleddin Çelik, a.g.e., s.222
37. Taha Parla, a.g.e., s.232
38. Ünver Günay-Celaleddin Çelik, a.g.e., s.223
39. Taha Parla, a.g.e., s.235
40. Taha Parla, a.g.e., s.161
41. Ünver Günay-Celaleddin Çelik, a.g.e., s.224

KAYNAKÇA

  • ÇİLLİLER Yavuz, Modern Milliyetçilik Kuramları Açısından 19. Yüzyıl Osmanlı Fikir Akımları, Akademik İncelemeler Dergisi, Cilt 10, Sayı 2, İstanbul, 2015
  • GEORGEON François, Osmanlı Türk Modernleşmesi 1900-1930, Çev. Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2006
  • GÖKALP Ziya, Türkçülüğün Esasları, İnkılap Yayınevi, 16.b, Haz. Mahir Ünlü, İstanbul, 2017
  • GÖKALP Ziya, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1976
  • GÜNAY Ünver-ÇELİK Celaleddin, Türk Kimliğinin Yeniden İnşası Bağlamında Ziya Gökalp, Kesit Yayınları, İstanbul, 2010
  • KÖSEOĞLU Nevzat, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Ziya Gökalp, Ötüken Yayınevi, 3.b, İstanbul, 2013
  • PARLA Taha, Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm, Deniz Yayınları, 6.b, İstanbul, 2009
  • TOKLUOĞLU Ceylan, Ziya Gökalp ve Türkçülük, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt 68, Ankara, 2013

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.