Kırgızistan Kültürü Hakkında Bilinmesi Gereken 8 Bilgi

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan Atatürk, Yaşam ve Aşk Üzerine Özlü Sözler

Medeniyet Beşiği Özbekistan Fotoğrafları

Temel Davamız – Alparslan TÜRKEŞ

Yeni Dünya Düzenine Yön Veren Enerji: Petrol

Tarihi Bilgiler 24 Şubat, 23:41'de eklendi

Dünya var olduğundan beri medeniyetlerin birbirleriyle çatışmasına, ayakta kalabilmek için güçlünün zayıfı ezdiğine, sürekli bir savaşın ve kaosun olduğuna şahitlik etmiştir. Sanayi Devrimi’nin başlamasıyla beraber bu çatışmalarda galip gelebilmek için savaşta kullanılmak üzere birçok buluş ortaya çıkmış ve savaşlar esnasında kullanılmıştır. Bunların en başında birçoğunun enerji kaynağı Petrol olan savaş donanmaları, çok güçlü silahlar, zırhlı tanklar ve hızla gelişen uçaklardır. Ayakta kalabilmek uğruna medeniyetlerin birbirlerine karşı verdikleri bu mücadele insanlığı acımasızlaştırmış ve kullandıkları askeri araç ve silahları sürekli geliştirmeye ve güçlendirmeye sevk etmiştir.

Petrol, sanayinin hızla gelişmesine katkı sağlayan, savaşların seyrini büyük ölçüde değiştiren çok önemli bir ham madde, enerji kaynağıdır. Petrolü ucuza mal etmek uğruna petrolün bulunduğu alanlarda hükümdarlık sürmek için uğruna kıyasıya yarıştıkları bir enerji kaynağı oluş, şirketlerin ve büyük devletlerin birbirlerine karşı izledikleri politikaları şekillendirmiştir. İzledikleri bu politika tabiri caizse çeşitli aktör ve oyunlarla vücut bulmuş yeri geldi mi ortalığı bir kan gölüne çevirmiştir. Günümüz siyasi gelişmelere bakıldığında buna ayna olacak mahiyettedir. İngiliz Amirali Philips Dumas’ın Birinci Dünya Savaşı hakkında söylediği bir söylemi, petrolün stratejik önemini gözler önüne serecektir: “Bu geniş ölçüde petrole yönelik bir savaştı. Geleceğin harpleri tamamen o amaca yönelik olacaktır. Bismark’ın “kan ve demir” özdeyişi “kan ve petrol” şeklinde ifade edilecektir.”

Amiral Dumas yukarıdaki söyleminde çok ciddi iki gerçeği dile getirmiştir. Birincisi Birinci Dünya Savaşının asıl nedenin Petrol uğruna olduğu, ikincisi ise gelecekteki yani günümüzdeki Orta Doğuda yaşanılan savaşların ve dökülen kanların Petrol uğruna olacağıdır.

Petrolün bilhassa Orta Doğudaki petrolün büyük şirketler ve dünya ülkeleri açısından önemini anlayabilmek için petrolün sanayideki yerini incelemenin faydalı olacağını düşünüyoruz. Tarihi kayıtlara bakıldığında petrolün M.Ö. 3200 yıllarında Mezopotamya’da inşaatçılıkta harç katkı maddesi, gemicilikte yalıtım ve kalafatlama malzemesi olarak kullanıldığı ortaya çıkmaktadır. Yine tarihi kayıtlarda M.Ö 300 yıllarında, Mısır’da mumyalama işlerinde asfaltın kullanıldığı öğrenilmektedir. (Asfalt petrolün rafinasyonundan elde edilen yan üründür.) Hatta petrolün hayvan derisinden yapılmış tulumlarla taşındığı, ticari bir mal gibi muamele görüldüğü tarihi kayıtlarla bilinmektedir. Ama asıl önemlisi Petrolün gaz yağının üretilişi ile aydınlanma alanında ve kolay yanma özelliği ile silah alanında kullanılmasıyla damgasını vurmuş ve bir sanayi kolu olarak kullanım alanı hızla gelişmiştir. Bunların ardından savaş gemileri, denizaltılar, uzun menzilli donanmalar, zırhlı tanklar, savaş uçakları ve silahlar… Asıl bunlarla petrol dünya ülkeleri açısından stratejik olarak yerini ve önemini almıştır. Çünkü bunlar büyük ölçüde petrolle çalışan ve Birinci Dünya Savaşı başta olmak üzere ülkelerin girdikleri savaşlarda kaderini belirleyen unsurlardır.

Büyük Devletler sanayinin hızla gelişmesiyle beraber ilk olarak donanmalarını güçlendirmeye çalışmışlardır. Zira sağlam bir donanma gücü olmadan kıyasıya verilen bu güç mücadelesinde ayakta kalmaları mümkün değildi. İngiliz gazeteci Leopold Amery bu konuyla ilgili yaptığı bir değerlendirmede şu sözleri dile getiriyor: “Arkasında büyük bir sanayi gücü ve büyük bir nüfus olmayan bir deniz gücü dünyadaki varlığını koruyabilmek için gerçekten çok zayıf kalacaktır… Gelecekte deniz gücü demir yolu… hareketlilikleri havadan da desteklendiğinde… ve arkalarında büyük bir sanayi bulunan devletler ancak başarılı güç olacaklardır. Bu devletlerin kıtaların merkezinde veya adalarda bulunmasının hiçbir önemi olmayacaktır, sanayi gücü olan, buluş yapma gücü ile birlikte bilimsel gücü bulunan toplumlar tüm diğerlerini yeneceklerdir.”2

Amery’in yukarıdaki yaptığı değerlendirmede iki önemli noktaya varabiliriz. Birincisi sanayiden alacakları güçten yararlanabilmeleri için aynı ölçüde petrole de ihtiyaç duyacaklarını, ikincisi devletleri güçlü olabilmeleri için artık kıtaların merkezinde, büyük ya da küçük topraklarda varlıklarını sürdürmeleri gerekmeyeceğini, sanayide, bilimde buluşta gelişerek güçlü olabileceklerini anlayabiliriz. Zira günümüze baktığımız zaman İsrail’i buna örnek verebilir. Her ne kadar nüfus olarak az ve toprak olarak küçük bir alanda varlıklarını sürdürseler de neredeyse dünyaya hükmedebilecek bir konumda oldukları inkâr edilemez.

Günümüz 21.yüzyılına döndüğümüz zaman bütün petrol avcılarının Orta Doğuda faaliyetlerini sürdürdüklerini görürüz. Bunun sebebi İkinci Dünya Savaşından sonra dünyadaki petrolün büyük kısmının Orta Doğuda olduğunun keşfedilmesidir. Petrol şirketleri ve büyük devletlerin kendi topraklarındaki petrol yetersizliği onları git gide Orta Doğu’ya doğru akmalarını sağlamış ve Türkiye’ye komşu olan bütün Arap ülkelerini petrolü daha ucuza ele geçirmek ve oralarda tek başlarına faaliyet sürdürebilmek için birbirleriyle kıyasıya yarışmaya ve milyonlarca insanın ölümüne ve kanların dökülmesine sebep olmuştur.

Bugün Irak, Suriye, Mısır, Libya gibi ülkelere baktığımız zaman bu Arap ülkelerin art arda rejim kavgalarıyla savaşa girmeleri kendi içlerinde sürekli bir kaos olması ve durumu iyileştirme bahanesiyle oralara asker gönderen “petrol avcıların” amaçlarının altında yatan asıl gerçek yine petroldür. Yine İngiliz donanmasının Amirali Sir Winston Churchill görevinde iken, İngiliz donanmasının gereksinim duyacağı petrolün nasıl karşılanacağı konusunda Amiral John Arbuthnot Fisher’e verdiği talimatta bugün petrol avcılarının Orta Doğuda döktükleri kanı yani izledikleri politikayı kanıtlar niteliktedir: “Petrolü bulmalısın, onun barışta nasıl ucuz ve düzenli bir şekilde, savaşta ise kesintisiz olarak nasıl sağlanabileceğini göstermelisin. Daha sonra da petrolün en etkin şekilde, mevcut ve yeni yapılacak gemilerde kullanılabilmesini sağlayacak tekniği geliştirmek için tüm gayretini ortaya koymalısın.”3 Bu konuşma Temmuz 1912’de gerçekleşmiş olsa bile aradan geçen 102 yıl onları hedeflerinden hiç geri çevirmemiştir. Çünkü petrol Dünyanın Enerji Kaynağı konumundadır.

Peki bütün ülkeler petrolün etrafında dönerken ona ulaşabilmek, ihtiyaç duydukları petrolü kesintisiz karşılayabilmek için kıyasıya birbirleriyle yarışırken Osmanlı Devleti ne yapıyordu? Elbette Osmanlı Devleti bu değerli enerji kaynağına karşı kayıtsız değildi. Fakat Osmanlı Devleti’nin o zaman içinde bulunduğu durum itibariyle hem bu enerji kaynağını geç fark etmiş hem de sanayide çok geri kalması ve bunun neticesinde sahip olduğu petrol yataklarını işletecek bilgi birikimine, teknolojiye ve bu alanda yetişmiş mühendislere ve bunlarla beraber gerekli parasal kaynağa da sahip olmamasıydı.

Osmanlı Devleti dünyanın dört bir kıtasına hâkim olsa da, en önemli deniz yolarını ve kara parçalarını elinde bulundurmuş olsa bile gelişmiş bir sanayisi olmadığından diğer ülkelerin istilasına dayanamamış ve onları daha fazla muhafaza edememiştir. Diğer ülkeler son model silahları, karadan tankları, denizden güçlü donanmaları ve havadan askeri uçakları ile dünyaya meydan okuyabilecek konumdayken Osmanlı Devleti bu teknolojik gelişmelerden yoksun olduğu için git gide küçülmüştür. Fakat Abdülhamit Han kendi topraklarının akıbeti için mücadeleye girmiş ve elinden gelen her şeyi yapmaya çalışmıştır. Alman mühendis Paus Groskopf ile Habib Neip Efendi’yi bölgeye gidip taramasını istemiştir. Alman mühendisi çok iyi bir ekiple yaptığı çalışma sonucunda bugünkü Diyarbakır, Cizre, Mardin, Batman, Hakkari, Habur, Musul ve Kerkük’le beraber tam 65 noktada petrol yataklarının olduğunu tespit etmiştir. Mühendis Groskopf Abdülhamit Han’a verdiği raporda şunları söylemiştir: ”Eğer demir yolarını bu bölgelere kadar uzatırsak geleceğin merkezi burası olur. Buraları kontrol eden dünyayı kontrol eder.” Demişti ve Ayrıca Fırat ve Dicle kıyılarında bulunan petrol madenleri dünyanın en çok petrol üreten yataklardan biri olacağını dile getirmişti.

Gülnur Ülker

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.