Yılduz Kağan Kimdir?

Think Tank: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Robotik Teknolojiyle Entegrasyonu

İnsanın ve İnsanlığın Gelişmesi

TÜRK Kara Ordusu Ne Zaman Kuruldu?

Modern İran Edebiyatının Kafkası: Sadık Hidâyet

Edebiyat 24 Şubat, 23:28'de eklendi

“Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızla yiyen, kemiren yaralar.

Kimseye anlatılmaz bu dertler, çünkü herkes bunlara nadir ve acayip şeyler gözüyle bakarlar. Biri çıkar da bunları söyler ya da yazarsa, insanlar, yürürlükteki inançlara ve kendi akıllarına göre hem saygılı hem alaycı bir gülüşle dinlerler bunları. Çünkü henüz çaresi de, devası da yoktur bu dertlerin. Tek ilâç şarap yardımıyla unutmaktır; afyonun ve uyuşturucu maddelerin sağladığı sahte uykudur. Ama ne yazık ki bu tür devaların da etkileri geçicidir, acıyı kesecekleri yerde çok geçmeden daha da şiddetlendirirler.

Acaba bir gün bu metafizik olguların, ruhtaki bu kendinden geçme halinde ve uykuyla uyanıklık arasında beliren gölgeler yansımasının sırrı anlaşılabilecek mi?

(…)

Bana benzeyen, görünüşte bendeki ihtiyaçlara, tutkulara, arzulara, sahip insanlar niçin kırarlar beni? Ancak benimle eğlenmek, bana çatmak için yaratılmış bir avuç gölgeden başka bir şey mi bunlar? Ne hissetsem, ne görsem, neye değer versem hepsi, baştan sona bir vehim değil mi, gerçekten hayli büyük bir kuruntu değil mi? Fakat ben gölgem için yazıyorum, gaz lambasının duvara yansıttığı gölgem için. Kendimi ona tanıtmalıyım.”[1]


Yukarıdaki satırlar modern İrân edebiyatının popüler temsilcisi olan Sâdık Hidâyet’ten. Kendini bütünüyle karamsarlığa ve iç beniyle yiyip bitirdiği , daima sorguladığı vâroluşum problemi ona bu yukarıdaki satırları yazdırdı.

Kalemi güçlü olan bu yazar Batının Albert Camus, Jean Paul Sarte’nin Doğudaki temsilcisidir. 17 Şubat 1903’te Tahran’da doğdu. Soylu bir ailenin çocuğuydu. Ortaöğrenimini Tahran’da tamamladıktan sonra mühendislik okumak için Belçika’ya gitti. Ancak edebiyata ilgi duyduğundan öğrenimini yarıda bırakarak Paris’e gitti. Orada Fransız dili ve edebiyatını yakından inceleme fırsatı buldu. İlk öykülerini de burada yazdı. Tahran’a geri döndü. 1936’da   Hindistan’a geçerek orada Sâsânî Pehlevisini ve Sanskritçe öğrendi. Budizm’i inceledi ve Buda’nın bazı yazılarını Farsçaya çevirdi. İran’a döndükten sonra kısa bir süre memurluk ve mütercimlik yaptı. 1950’den sonra yine Paris’e gitti ve 9 Nisan 1951’de  en şık giyisileriyle elinde birkaç parça kağıtla otel odasının bütün açık yerlerini kapadıktan sonra havagazını açtı ve üçüncü intihar denemesini başarıyla gerçekleştirdi.

Kendini,”Hayat hikâyemde önemli bir şey yok, başımdan ilginç olaylar geçmedi. Ne yüksek bir mevki sahibiyim , ne de sağlam bir diplomam var. Okulda hiçbir zaman örnek öğrenci olamadım, başarısızlık her yerde buldu beni. Nerede çalışırsam çalışayım silik , unutulmuş bir memurdum ; şefleri memnun edemedim. İstifa ettim mi seviniyorlardı… Bırak gitsin , yaramaz! Çevrem böyle görüyordu beni, haklıydılar belki de.” diye tanıtıyordu en yakın arkadaşı ve kendisi gibi yazar meslektaşı Bozorg Alevî’ye.

En tanınmış eserlerinden biri Kör Baykuştur. Bu eserde de yine varolma problemini anlatmıştır.Albert Camus’un Yabancı adlı romanına benzer. Kahramanın adından söz etmeden aslında bir bakıma kendini anlatmaktadır. Olayların zamandan ve mekândan ayrı olması aslında bir bakıma bunun da göstergesidir. Yazar bize aslında ,”Zaman ve mekan değil önemli olan varolma olayıdır.” demek istemiştir.Andre Rousseaux’un ” Yüzyılımız edebiyat tarihinde bir kilometre taşıdır.” diye övdüğü kitap aslında doğru bir ifadedir. Çünkü İran’ı biz her zaman şiiriyle ön planda olan bir toplum olarak görüyoruz. Gerek bilimsel kongrelerde gerekse herhangi bir cemiyette söz konuşulmadan önce Hafız-ı Şirâzi’den , Mevlana’dan; yakın tarihe gelecek olursak Furuğ Ferhuzzat’tan Hûşeng-i İbrihâc-ı Sâye’den Mahûr Ahmedî’ye kadar şiirler okunur öyle başlandığı toplumdan Firdevsî’nin Şehname’sinden sonra silsile halinde büyüyen edebiyatta , Sâdık Hidâyet modern İran nesir geleneğine önderlik etmiş kendisinden sonra gelen yazarlara ilham kaynağı olmuştur.

Romanlarının yasaklanması onu karamsarlığa düşürse de o her zaman kendi varoluşçuluk anlayışını tamamlayamasa da gelecekte onu okuyan insanların vâr olduğundan emindi.

Yazamadığı hikâye’nin parçalarını ölmeden önce elinde tutarken üzerinde şu yazılıdır.

Annesi” Salgı salamaz ol!” diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümce ağ yapamayınca ölümüne kurban gider.” Kim bilir hayat hikâyesiydi bu cümleler…

Mehmet ALTINOVA

[1] Bûf-i Kûr – Kör Baykuş- Sâdık Hidâyet – Çev. Behçet Necatigil, YKY,2014

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.