İslamNedir?

Kuran’da Yahudi Düşmanlığı Var Mı? Kuran’da Cihat Nedir?

KARANLIK AYDIN GÜRUHU FRANSIZ GAVURLARININ YENİ ORYANTALİST PROJESİ - Nurullah Çetin

Yazı başlığı: KARANLIK AYDIN GÜRUHU FRANSIZ GAVURLARININ YENİ ORYANTALİST PROJESİ

22 Nisan 2018 günü Le Parisien gazetesinde Fransız gâvurlarından aydın diye adlanan 300 kişi, Kur’an’a yönelik bir manifesto yayınlamış. Bu imzacılar arasında Eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, üç eski başbakan da varmış.

Tarihleri boyunca sömürgeci ve emperyalist politikalarla, Haçlı saldırılarıyla milyonlarca Müslümanı ve Müslüman olmayan mazlumları vicdansızca, vahşice katleden, köklerini kurutan bu gâvurlar, bildirgelerinde şiddet ve Yahudi düşmanlığı yaydığı iddiasıyla Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetlerinin çıkarılmasını emretmişler.

Bunlar ayet çıkarma işinde de ustadırlar. Eski alışkanlıkları depreşmiş. Nitekim Yahudiler ve Hristiyanlar, asıl Tevrat’tan ve İncil’den birçok ayeti yani Allah sözünü çıkardılar, değiştirdiler ya da kendi sözlerini eklediler. Yani tahrif ettiler, aslını bozdular. Kur’an bunun için geldi ve son hak kitap olarak kıyamete kadar asliyetini, özgün halini koruyacaktır. Bugüne kadar hiç kimse Kur’an’dan tek bir harf bile çıkaramadı, ekleyemedi. Bundan sonra da çıkaramayacaktır ve ekleyemeyecektir. Birçok Tevrat ve İncil nüshası varken bugün dünyanın her yerinde tek bir Kur’an nüshası vardır. Yani geldiği gibi duran, bozulmayan tek gerçek Allah sözü olarak sadece Kur’an var. Tevrat ve İncil’in ne kadarı Allah sözü, ne kadarı insan sözü olduğu bilinmiyor.

Gelelim şiddet meselesine. Kur’an’da şiddet yayan ayet yoktur. Şiddet yayanları önce bilgiyle, fikirle, ikna yoluyla, tavsiye ve tebliğ yoluyla şiddetlerinden vazgeçirme, bu mümkün olmazsa zalimlerin zulmünü ortadan kaldırmak için devlet eliyle hukuki zeminde yürütülen savaş vardır.

Gâvurlar İslam’ı “cihad” kelimesi üzerinden, şiddet dini, saldırgan din, savaş dini olarak lanse etmeye çalışırlar. Kur’an terminolojisine ya vakıf olmadıklarından ya da bilerek çarpıtıp kendi kafalarına göre oryantalist algıya uydurulmuş bir İslam üretirler. Kendi hayallerinde ürettikleri bu mevhum İslam’ı da yine emperyalist bir tavırla mahkum etmeye çalışırlar.

Bu konularda Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün’ün oldukça düzgün çalışmaları var. Ben o çalışmalardan yararlanarak, bir bakıma onları özetleyerek bu konuya bir açıklık getirmeye çalışacağım. Zira alanın uzmanı o.

“Cihad” kelimesi gâvurun zannettiği ve gâvur beslemesi ve fedaisi olan IŞİD, DAEŞ gibi çapulcu terör şebeleklerinin anladığı gibi şiddet ve saldırganca bir savaş değildir. Kur’an’da cihad kelimesi, gayret, sorunlara çözüm üretebilme gayreti, fikir çabası anlamında kullanılır. Kişinin kendi nefsiyle kötülüklere ve günahlara karşı verdiği mücadelenin, hak ve hakikatten yani İslam’dan uzak olanların ikna edilmesi için ortaya konan çaba karşılığıdır. Kur’an’da savaş, yani bilinen anlamıyla silahlı mücadele için ise “kıtâl”, “mukâtele” kelimesi geçiyor.

“Zulme uğrayanlara, kendilerine savaş açılmış müminlere savaş izni verildi. Allah onlara yardım etmeye elbette gücü yetendir.” (Hacc, 39)

Ayetinde kıtalin yani silahlı savaşın Müslümanlara savaş açanlar olursa onlara karşılık vermek için yapılan bir eylem olduğu açıktır. Yani Kur’an haksız yere şiddet uygulayan bir saldırganlığı teşvik etmiyor, tam tersine kâfirler saldırırsa onlara karşı kendilerini savunma anlamında bir kıtalden yani savaştan bahsediyor. Bu silahlı savunma savaşı son aşamadır. Bundan önce silahlı çatışmayı önleyici fikrî, siyasi, diplomatik, bilimsel, insani tedbirler öngörülür.

Kur’an’da esas olarak toplumlar, milletler arasındaki bu tür bir ilişki durumunda öncelikle barış önerilir. İlgili ayet şöyle: “Ey insanlar! Hep birlikte barışı arayın” (Bakara, 208)

Kur’an’da kâfirlerle fikir mücadelesi yapılır ve buna “büyük cihad” denir. Nitekim ayet şöyle: “Sen inkârcılara boyun eğme ve Kur’ân ile onlara karşı büyük cihad ile cihad et!” (Furkan, 52)

Kur’an’da “mücadele” terimi de yine kâfirlere karşı yaklaşımı ifade eden bir kavramdır ve onlarla bilgiyle, fikirle, güzel öğütle bir ilişki kurmayı emreder. Ayet şöyle: “Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücâdele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.” (Nahl, 125)

Kur’an’da kâfir ve müşriklere karşı cihad edilir yani onlara doğru, hakikat, iyi ve güzel olan hak din İslam tebliğ edilir, anlatılır, ikna edilmeye çalışılır. Zalimlere karşı ise ikna edilmezler, kendilerini düzeltmezler, doğru yola gelmezlerse o zaman son çare olarak savaşılır yani kıtâl edilir, mukâtele edilir.

Ayete bakalım: “Hoşunuza gitmese de savaş size farz kılındı; mümkündür ki bazen hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için iyi, hoşunuza giden bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allah bilir, siz bilemezsiniz.” (Bakara, 216)

Kur’an’da silahlı çatışma yani savaş, resmî devlet otoritesi tarafından yetkilendirilmemiş kişilerin ya da grupların kendiliğinden insiyatif alarak yaptığı bir eylem değil, devletin karar alıp uyguladığı bir eylemdir. İslam’da savaş iki gerekçeyle yapılır:

1.Saldırganlara karşı Müslümanların kendilerini savunması için. Ayete bakalım:
“Onlar, başka değil, sırf «Rabbimiz Allah’tır» dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah’ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.” (Hacc, 40)

Peygamber dönemi Müslümanları kendilerini Mekke’den çıkaran ve Medine’den de çıkarmaya çalışan kâfir ve müşriklere karşı savunma savaşları yaptı.

Daha sonra Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar dönemlerindeki savaşlar ise devletlerin topraklarını genişletmek için yapıldı. İslam bu savaşları insani ve medeni seviyede tutmak için fiilî çerçeve belirledi. Mesela bu tür devletlerarası savaşlarda kadınlara, çocuklara, yaşlılara, kadınlara, din adamlarına, ekinlere, hayvanlara dokunmamayı yani savaşı sivil hayata aktarmamayı emretti.

2.Bir de İslam’da zalimin zulmüne son vermek için savaş açılır. T. W. Arnold gibi Batılı tarihçilerin de itirafıyla Müslümanlar genellikle Perslerin veya Bizans’ın sömürge halklarını zulümden kurtarmak için savaştılar. Yani zulmü önlemek için. Fethettikleri yerlerde de adaleti, yaşama ve din özgürlüğünü sağladılar. İslam’ı tavsiye ettiler ama zorla dayatmadılar, kendi dinlerini yasaklamadılar. Ayasofya Camii örneğinde olduğu gibi fethedilen yerde sadece fetih sembolü olsun diye en büyük kilise camiye çevrilir, diğerlerine dokunulmazdı.

Kur’an’da İslam’ı inkâr eden ya da alaya alanlara karşı şiddet uygulanmaz. Sadece onlardan uzak durmak önerilir ve cezalarını ahirette görecekleri belirtilir. Ayet şöyle:

“O Allah, Kitap’ta size şöyle indirmiştir ki: Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya (konuya geçinceye) kadar kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Elbette Allah, münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir.”(Nisa, 140)

“Seninle alay edenlere karşı biz sana yeteriz.”(Hicr, 95)

Nurullah Çetin, 09.05.2018

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.