Tarihi Bilgiler

Kağan ve Katun – Saadettin Gömeç

Türk devlet teşkilatının ilk şekillerinin Hun devlet yapısında görüldüğü bir gerçektir. Ancak biz Hunlara ait bilgileri yabancı kaynaklardan, özellikle Çin ve Roma menşeili kayıtlardan öğrenebiliyoruz. Bunun yanı sıra Türklerle ilgili ilk Türkçe belgeler Kök Türk harfleriyle yazılmış olan abidelerdir. Biz bu makalede Kök Türkçe kaynaklara bağlı olarak eski Türk devletini idare eden Kağan ve Katun hakkında bilgiler vermeye çalışacağız. Kök Türk ve Uygur devletlerinde, devletin başındaki kişi kağan unvanıyla anılmaktadır. Çin kaynaklarında K’o-han şeklinde transkripsiyon edilen bu unvanın Türkçe olmadığı ve bir takım menşelere dayandırıldığı görülmektedir[1]. Menşeî ne olursa olsun, hükümdar manasına gelen bu terim Türkleşmiş ve Türk Kültürünün bir unsuru olmuştur.Tanrı tarafından bu göreve tayin edilen Türk kağanı, bütün yeryüzünün, yani insanlığın hükümdarıdır. Türk hâkimiyet anlayışının bir tezahürü olan bu düşünce Kök Türkçe yazıtlara da aksetmiştir: Üze Kök Tengri asra yağız yer kılındukda ikin ara kişi oğlı kılınmış. Kişi oglınta üze eçüm apam Bumin Kağan, İstemi Kağan olurmış[2]. Türk devlet hiyerarşisine göre, kağan en tepede bulunur ve bu unvan kolay kolay alınmazdı. Her şeyden önce kağanlığın birinci şartı Türk soylu olmaktı. Öyle ki, babası Türk annesi Türk soylu olmadığı için, Türk tarihinde bazı kişilerin tahta çıkamadıklarını biz biliyoruz[3]. Kağan olmanın diğer bazı şartları da vardır. Bu şartları kendinde toplayan kişi kağan olabilir. Kağanlığın ilk şartı bilge ve alp olmaktadır. Kök Türk tahtına çıkan kağanlar bilge ve alp oldukları için bu makama çıkabilmişlerdir: Bilge kağan ermiş, alp kağan ermiş[4]. Kağanı alp ermiş, ayguçısı bilge ermiş[5]. Bilgesin üçün, alpın üçün[6]. Yani kağanın bilgili ve akıllı olması yanında cesur ve yiğit de olması gerekmektedir.

Kağan olacak kişi aynı zamanda erdemli olmalıdır. Erdem, fazilet demektir. Erdemli olmayan kişi kağan olamaz. Kök Türkçe kitabelerde karşımıza en çok çıkan kelimelerden biridir. Kağan küç’lü olmalıdır: Küçlüg alp kağanım­da adırulu bardıngız[7]. Özellikle bu unvan Uygur kağanlarının adlarında görüyoruz. Kağan olmanın bir başka şartı Külüg[8] yani ünlü olmaktır. Bumin, Juan-juanları mağlûp ederek ün kazanmıştır, Bilge de ta şadlığı sırasında birçok savaşa katılarak ün almıştır. Bunun gibi Kök Türk tahtına çıkan kağanlar hep ünlüdür: Antag Kölüg kağan ermiş[9]. Bu unvan özellikle beğ adlarında görülmektedir. Bunların yanısıra kağanın kut, yarlık ve ülüg gibi Tanrı tarafın­dan verilen özelliklere de sahip olması gerekmektedir. Tabi ki, bütün bunlar kağanın yaradılışıyla da ilgilidir. İyi huylarla donatılan kağanlar milletine ve ülkesine faydalı oluyorlardı, fakat iyi huylarla yaratılmamış olan kağanlar milletini ve ülkesini felakete sürüklemektedir: anta kisre inişi eçisin teg kılınmaduk erinç, oglı kangın teg kılınmaduk erinç, biligsiz kağan olurmış erinç, yablak kağan olurmış erinç; buyrukı yime biligsiz ermiş erinç, yablak ermiş erinç. Begleri bodum tüzsiz üçün Tabgaç bodun tebliğin, ktirlügin üçün, armakçısın üçün inili eçili kingşürtükin üçünn begli, bodunlıg yongşurtukın üçün Türk bodun illedük ilin ıçgını ıdmış[10].

Yeni kağanın tahta çıkış töreni, Çin kaynaklarında oldukça renkli bir şekilde anlatılmıştır. Yeni kağan bir keçe üzerine oturtularak, dokuz kişi tarafından göğe kaldırılmakta, çadırın etrafında, güneş istikametinde dokuz kez döndürülmektedir. Sonra ipek bir şal ile boğazı sıkılarak kaç yıl hüküm süreceği sorulmakta ve ağzından çıkan ilk ses veya sözcüğe bakılarak bir süre tayin edilmektedir[11].

Katun için de buna benzer törenler icra edilmektedir. Kök Türkçe kaynaklarda kağanın vazifeleri de dolaylı şekilde anlatılmaktadır. Kağan milletin iskânını ve sosyal teşkilatlanmasını sağlamalıdır. Bumin ve İstemi Kök Türklerin başına geçtikten sonra, Türk milletinin iskânını ve düzeni sağlamışlardır. Bilindiği gibi Bumin Kağan devletin merkezinde, Ötüken’de kalırken, kardeşi İstemi de Batıdaki On Okların teşkilatlandırılması ile vazifelendirilmişti: İlgerü Kadırkan Yışka tegi, kirü Temir Kapıgka tegi kondurmış[12]. Aralarındaki sosyal intizam kaybolduğu için de, Çin’e tekrar boyun eğmek zorunda kalmışlardır: Yağı bolıp, itenü yaratunu umaduk yana içikmiş[13]. Fakat çok geçmeden ortaya İlteriş çıkıp, Türkleri birleştirerek, yeniden bir düzenleme yapmıştır: Tölös, Tarduş bodunıg anta itmiş[14]. Bilge de amcasının ölümünden sonra, karışıklık içerisine düşen ülkesini sosyal bir düzenleme ile tekrar diriltmiştir: Kağan olurıp, yok çıgany bodunıg kop kubratdım[15] Kitabelerde siyasî bir ad yerine geçen Türk’e dahil olan bütün kavimlere karşı aynı sorumluluk hissedildiği için, onların da karışıklık içerisinde bulunmamalarına özen gösterilmiş ve siyasî teşkilatlanma yapılırken onlar da göz önünde bulundurulmuştur: Kögmen yir-sub idisiz kalmazun tiyin, Az, Kırkız bodunıg itip, yaratıp keltimiz… Kadırkan Yışıg aşa bodunıg ança konturtımız, ança itdimiz… Kara Türgiş bodun kop içikti. Ol bodunıg Tabarda konturdımız… Tengri yarlıkaduk üçün özüm olurtukıma tört bulungdakı bodunıg itdim, yaratdım[16]. Görüleceği gibi Türk kağanları yeni bir ülke fethettikleri zaman, idaresi altındaki Türkleri buralara yerleştirerek, tıpkı daha sonraki yüzyıllarda olduğu üzere (mesela Anadolu’nun Türkleşmesi) kazanılan toprakları iskâna açıyorlardı. Hunlar çağından beri Orta Asya’daki Türk yerleşim bölgelerinin izlerine rastlanılması[17], hep bu iskân politikaları sayesindedir. Selenge Irmağı kıyısında Moyun Çor’un, tahminen 758 yılında Bay-Balık adlı bir şehri, Sogdlu ve Çinli ustalara yaptırması, bunun en çarpıcı delilidir: Sugdak, Tabgaçka Selengede Bay Balık yapıtı birtim[18].

Kağan kendinden sonra, devletin idari kademesinde yer alacak olanları da tayin etmelidir. İlteriş Kağan, Ötüken’de hâkimiyetini tesis ettikten sonra, kardeşi Kapgan’ı şad[19], To-sifu’yu da yabgu[20] tayin etmişti: Tölös, Tarduş bodunıg anta itmiş. Yabgug, şadıg anta bermiş[21] Bilge de, amcası Kapgan Kağan tahta çıktığında Tarduş Şad ilan edilmişti: Tengri yarlıkaduk üçün tört yigirmi yaşımka Tarduş bodun üze şad olurtım. [22] Kapgan Kağan aynı zamanda küçük oğlunu İni İl Kağan, kardeşi To-si-fu’yu da Sol Şad yapmıştı[23]. Köl Bilge Kağan da Uygur birliğini sağlayınca, büyük oğlu Tay Bilge Tutuk’u 747 yılında yabgu tayin etmiştir: Tay Bilge Tutukıg yabgu atadı.[24] Tay Bilge Tutuk yabgu olduğu halde, Moyun Çor ondan daha atik davranarak, Tay Bilge’yi ortadan kaldırmış ve kendi oğullarını yabgu ve şad atamıştır: Eki oglıma yabgu şad at birtim. Tarduş, Tölös bodunka birtim. [25] Aynı Moyun Çor, Tay Bilge Tutuk örneğinde olduğu gibi, Ulug Bilge Yabgu ile Bögü de mücadeleye girişmiş ve şad olan Bögü, bu mücadeleden galip çıkmıştır. Yazıtlardan da görüleceği üzere yabgular Tarduş, şadlar Tölös adıyla anılmışlardır.

Kağan, bağlı boy ve kavimlere de yöneticiler atamalıdır. Kitabelerde karşımıza çıkan enteresan bir durum da şudur: Bilge Kağan tahta oturduğu zaman, güneydeki kavimlerin üzerine şadapıt begler, kuzeydekilere de tarkanlar ve buyruklar tayin etmiştir: Tengri teg tengride bolmış Türk Bilge Kağan bu ödke olurtım. Sabimin tüketi eşidgil. Ulayu ini yigünim, oğlanım, biriki uguşım, bodunım, biriye şadapıt begler, yırıya tarkat, buyruk begler, Otuz Tatar… Tokuz Oğuz begleri, bodunı bu sabimin edgüti eşid… [26]. 752 senesinde, Tokuz Oguz-Kırkız seferi sonunda, Moyun Çor tarafından Çiklere Tutuk[27] tayin edilmiştir: Çik bodunka tutuk birtim.[28] Kağanın kendi ailesinden başlayarak, etrafındakileri çeşitli görevlere getirmesi ve onları her zaman denetlemesi, Türk devletini cihanşûmûl ve sosyal devlet anlayışından ileri gelmektedir. Türk devletinin gayesi, kendi milletinin olduğu kadar, dünyanın da nizamını sağlamaktır.

İyi bir kağan ülkesinin törelerini, yani kanunlarını da düzenlemeli ve yaymalıdır. Bumin ve İstemi, kağanlığın başına geçer geçmez, ülkeyi ve töreyi düzenlemişlerdir: Kişi oglınta üze eçüm apam Bumin Kağan, istemi Kağan olurmış; olurupan Türk bodunung ilin törüsin tuta birmiş, iti birmiş[29]. Bir devletin mevcudiyeti için gerekli olan şartlardan birisi de kanunlara sahip olmasıdır. Her ne kadar Türk milleti kanunlarını yazılı olarak saklamadıysa da, yüzyıllardan beri gelen töre hükümleri herkes tarafından bilinmekte ve kayıtsız- şartsız uyulmaktadır. Töre hükümlerine aykırı davrananlar en şiddetli biçimde cezalandırılırlardı. Bozulan töreyi düzeltmek Türk kağanlarının en belli-başlı vazifelerinden birisidir: İlig tutıp, törüg itmiş[30]. İlteriş de dağınıklık içerisindeki ülkesini derleyip topladıktan sonra, bozulan töreleri düzenlemiştir: İlsiremiş, kagansıramış bodunıg küngedmiş, kuladmış bodunıg Türk törüsin ıçgınmış bodunıg eçüm apam törüsinçe yaratmış, boşgurmış[31]. Bilge Kağan, kendi milletinin tabi olduğu kanunları, idaresi altına aldığı milletlere de beyan etmiş ve bu hükümlere onların da uymasını istemiştir: Bödke özim olurıp bunça ağır törüg tört bulungdakı (bodun yayndım)[32]. O, aynı zamanda, ihtiyaç hasıl oldukça töre hükümlerini de yenilemiştir: Elig, törüg yegedi, kazgantım[33].

Kağanlar töreyi düzenleyebilirler, fakat töre hükümlerini de tamamen ortadan kaldırmaya yetkileri yoktur. Bunun en güzel örneği Işbara Kağan (581-­587) zamanında yaşanan bir hadisedir. Bilindiği gibi Işbara Kağan’ın zamanı tabi felaketler, savaşlar ve isyanlarla geçmiştir. Bu zor durum karşısında Işbara, Çin’in himayesini istemiş, Çin’de buna karşılık olarak ondan, Türklerin Çin adetlerine dönmesini talep etmiştir. O da Çin’e yazdığı mektupta; “bizim adet ve geleneklerimiz çok eski çağlardan beri gelmektedir. Bundan dolayı onları değiştirmeye benim gücüm yetmez” diye cevap vermiştir[34].
Kitabelerde geçen törüg kavramı, kanun manasına gelmektedir[35]. Bilindiği gibi, Türk düşüncesinde önemli bir yer teşkil eden otoriter devlet anlayışının iki dayanağından biri töreye sıkıca bağlılık, biri de devlet kuruluşlarının işleyişine damgasını vuran bu nizamda dikkatli ısrardır. Eski Türk yazıtlarında, Türk töresi halka ve gelecek nesillere anlatılmaktadır. Çin kaynakları da, Türk töresi hakkında uzun uzadıya bilgiler vermektedir[36]. Kanunlardan mahrum bir devletin yaşayabilmesi düşünülemez.

Kağanın bir başka görevi de, ülkeyi iktisaden refaha ulaştırmaktır. Milletin karnını doyurmak, üzerini giydirmek, milleti zengin yapmak kağanın vazifesidir. Eğer bunlar gerçekleştirilemezse ülkede istikrar olmaz. Bu günümüz devletleri ve toplumları için de geçerlidir. Kapgan Kagan’ın gayelerinin başında ülkeyi yükseltmek ve milleti zengin etmek gelmiştir: Çıganyıg bay kıltı, azıg öküş kıltı[37]. Bilge Kağan tahta oturunca aç ve fakir bir şekilde etrafa dağılmış olan milleti bir araya getirerek zengin etmiştir: Çıgany bodunıg bay kıltım.[38] Yalıng bodunıg tonlıg kıltım. Çıgany bodunıg bay kıltım[39] Başlangıçta Türk devletinin iktisaden ayakta durması akınlar sayesinde oluyordu, fakat akın ve yağma ile bir devletin ayakta duramayacağını bilen Türk idareciler, devlet ekonomisini ve hayatını idâme ettirecek yeni yollar aramışlardır. Bilindiği üzere, Türk ekonomisinin temeli hayvancılığa dayanmakla beraber, tarım ve ticarete de büyük önem verilmiştir. Daha Bumin devrinde. Kök Türklerin Çin sınırlarında ticaret yaptıklarını, Kapgan Kağan’ın Çin’den tarım araç ve gereçleri aldığını biliyoruz.[40] Bilge Kağan halkının herşeyin en iyisine sahip olduğunu, kitabesinde söylemektedir: Sarıg altunın, ürüng kümüşin, kırgaglıg kutayın, kinlig işgitisin, özlük atın, adgırın, kara kişin, kök teyengin Türküme bodunıma kazganu birtim.[41] Öyle ki, Bilge Basmıllar kervan göndermediler diye de sefer düzenlemiştir: Basmıl ıduk kut oguşım bodun erti. Arkış ıdmaz tiyin süledim.[42] 703 yılındaki bu seferin bir sebebi de ülkenin ekonomisinin zarara uğramaması içindir. Büyük devlet ve büyük devlet adamı olmanın kurallarından birisi vatandaşını en iyi yaşatmaktır.

Kağan milletinin adını yükseltmelidir. Eğer ortada bir devlet var ise doğudan batıya, kuzeyden güneye dört yandaki herkes onun varlığından haberdar olmalıdır. Bilge Kağan kardeşi Köl Tigin ile birlikte, milletinin ve ülkesinin adını yükseltmek için gece gündüz çalışmıştır: Eçümiz kazganmış bodun atı küsi yok bolmazun tiyin, Türk bodun üçün udımadım, küntüz oturmadım. İnim Köl Tigin birle eki şad birle ölü yitü kazgantım.[43]
Türk kağanları, yaptıkları işleri ve gelecekte karşılaşılabilecek durumları daha sonraki nesillere bildirmişlerdir. Büyük devlet olmanın gereği, baştaki yöneticinin ve hükümetin vatandaşlarına yapılan işleri bildirmesi, bunların gelecek nesillerce de öğrenilmesini sağlamaktır. Bu sebeple, büyük Türk kağanlarının hepsinin bir yazıtı mevcuttur. Gerçi, bunların çoğu daha gün ışığına çıkmayı bekliyorlar, fakat elde bulunanlar da Türk ve dünya tarihi için, çok büyük önemlere haizdir.

Büyük devlet adamı Bilge Kağan, kardeşi Köl Tigin için Çin’den getirttiği sanaatkârlar ve Yolıg Tigin’in çabalarıyla diktirdiği kitabede babası ve amcası zamanındaki olayları anlattığı gibi, daha önceki hadiselerden de haber vermiştir: Tabgaç kaganta bedizçi kelürtim, bediztim. Mening sabımın sımadı. Tabgaç kaganıng içreki bedizçig ıtdı. Angar adınçıg bark yaraturtdım. yçin taşın adınçıg bediz urturtdım, taş tokıtdım. Köngüldeki sabimin… On Ok oglınga, tatınga tegi bunı körü biling. Bengü taş tokıtdım… erig yirte irser ança erig yirte bengü taş tokıtdım, bitidim. Anı körüp ança biling.[44] Bilge’den sonra oğlu da babasının yazıtını dikerek, bir yerde milletine ve ge­leceğe hesap vermekle beraber, öğütlerde de bulunmuştur. Zaten yazıtların en önemli tarafı da budur.
Kök Türklerden sonra iktidar mevkiine geçen, Uygur kağanları da aynı şekilde davranmışlardır. Moyun Çor da kendi adına iki kitabe yazdırmıştır: Iduk Baş kidinte Yabaş, Tokuş beltirinte anta yayladım. Örgin anta yaratıtdım. Çıt anta tokıtdım. Bin yıllık, tümen künlik bitiğimin, belgümin anta yası taşka yaratıtdım.[45] Moyun Çor’un oğlu Bögü de, devrinde yazıtlar diktirmiştir. Bunlardan Tes II, Kök Türkçe olduğu gibi, Sevrey yazıtı da Sogdçadır. Hem Kök Türkçe, hem Çince, hem de Sogdça yazılan Karabalgasun yazıtı da, Uygur tarihini ihtiva etmektedir ve Küçlüg Bilge Kağan (821-824) zamanında yazılmıştır. Burada da kağanların faziletlerinden bahsedilmektedir.
Bunun yanısıra, çeşitli boy beyleri ve komutanlarda kendi kitabelerini yazarak kendinden sonra geleceklere miras bırakmışlardır.

Kağanlık müessesesi ve kağanın vazifeleri daha sonraki yüzyıllarda, özellikle Kutadgu Bilig’de çok iyi bir şekilde anlatılmıştır. Nasıl kağanın milletine karşı vazifeleri var ise, milletin de devletine ve kağanına karşı vazifeleri vardır. Herkes üzerine düşen görevi yerine getirmek zorundadır. Devletin var olması ve devam edebilmesi buna bağlıdır.
Türk devletinde kağandan sonra ikinci sırayı Katun[46] almaktadır. Günümüz Türkçesinde bu adı kadın şeklinde görmekteyiz.

Katunlar, kağanlar gibi töre ile katunluk tahtına oturuyorlar[47] ve kağan ile beraber hükümet ediyorlardı: Türk bodun yok bolmazun tiyin, bodun bolçun tiyin kangım ilteriş Kaganıg, ögüm İl Bilge Katunıg töpüsinte tutıp yügerü kötürmiş erinç.[48] Özellikle Katunların Kağanlarla birlikte tayin edilmeleri hadisesi Uygur kitabelerinde sıkça geçmektedir. Uygurların ünlü kağanı Moyun Çor, kardeşi Tay Bilge Tutuk’u ortadan kaldırdıktan sonra, katunu ile birlikte hükümranlık tahtına oturmuştur: Tengride Bolmış il Etmiş Bilge Kağan atadı, İl Bilge Katun atadı.[49] Katunların tahta çıkışları da tıpkı kağanlar gibi bir merasimle olmaktadır. 822 senesinde Uygur kağanı Küçlüg Bilge (821-824) için gönderilen Çinli konçuyun Uygur başkentine gelişi ve ona yapılan törenler Çın kaynaklarında çok renkli bir şekilde anlatılmıştır: Konçuyu Uygur katunluğuna tayin için uğurlu gün seçilmiştir. Kağan önce kulesine çıkarak, doğuya dönmüştür. Kulenin altında, prenses için büyük bir keçe çadır kurdurmuştu. Bir grup insan Çinli elbiselerini çıkarıp, Uygur elbiselerini giyerler. Konçuy her ikisi de kırmızı olan renkli bir elbise ve büyük bir manto ile altın işlemeli bir başlık giymişti. O, kuleye doğru dışarı çıkıp, kağanı selamlamıştı. Uygurlar, küçük bir taht tanzim etmişler, dalgalı perdeli bir tahtırevan hazırlamışlardı. Bazı bakanlar prensesi tahtırevana bindirdiler. Dokuz Uygur kabilesinin herbirinin başkanı tahtırevanı taşıdılar. Güneşi takip ederek, sarayın etrafında dokuz defa döndüler. Sonra prenses, tahtırevandan indi. Kuleye gitti. Doğuya dönük olarak kağanla birlikte oturdu. Ondan sonra, bakanlar ve yardımcılar kağan ve katuna hürmetlerini bildirmişlerdir.[50] Türk Kültür tarihi için oldukça önemli olan bu kayıtlara göre, katunun da kendi sarayı olduğu söylenmektedir.
Tarihte Türk kağanlarının bir iki kez evlendiklerini, fakat bunlardan sadece birisinin baş hatun olduğunu biliyoruz. Bunun neticesi olarak yalnız Türk soyundan olan katunların çocukları veliaht olabiliyorlardı.[51]Kağan öldüğü zaman, yerine geçecek olan çocuğu küçük ise, o zaman katunun devleti oğlu adına yönettiğini de görüyoruz. Bunun örneklerine Kök Türkler, Selçuklular ve Osmanlılar gibi büyük Türk devletlerinde rastlanmaktadır.

Savaşlarda da katunların, kağanların yanında yer aldıkları görülmektedir. 743 senesinde Moyun Çor, Ozmış Tigin ile yapmış olduğu savaşta, katununu da esir almıştır: Ozmış Tigin kan bolmış. Koyn yılka yorıdım. ykinti süngüş engilki ay altı yangıka tokıdım…tutdım. Katunın anta altım. Türk bodun anta ıngaru yok boltı.[52]

Katunların devlet meclislerine katıldıklarını ve oy sahibi olduklarını da biliyoruz. 725 de, Çin’den gelen elçiyi karşılayan heyet arasında Bilge Kağan’ın karısı Po-fu Katun da yer almıştır.[53]     ,

Netice olarak, kağan ve katunluk özelliklerini taşımayanlardan Tanrı kutlarını aldığı gibi, bu kişiler görevlerini yerine getirmediği takdirde de iktidardan uzaklaştırılıyorlardı.

Prof. Dr. Saadettin GÖMEÇ
Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Tarih Bölümü Öğretim Üyesi
Kaynak: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi Cilt: 18 Sayı: 29 Yayın Tarihi: 1996

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.