Tarihi Bilgiler

İlk Türk Devletlerinde Elçiler

İslam öncesi Türk devletlerinde siyasî temasları yürüten dış işleri dairesi önemli bir birimdi. Burada çoğunluğu tercüman olmak üzere çeşitli seviyelerde görevliler çalışır, bunlar çift yönlü diplomasiyi idare ederlerdi. Yabancı ülkelerden gelen elçi, tüccar ve ziyaretçilerin casusluk yapmadıkları sürece serbestçe dolaşmalarına izin verilirdi. Türk devletlerinin yoğun diplomatik temas halinde oldukları ülkelerin başında ezelî düşmanları Çin gelmekte, bunu Bizans ve Sâsânî imparatorlukları takip etmekteydi.

Türkler arasında elçilere casusluk faaliyetinde bulunmadıkları sürece dokunulmamasına karşılık elçi gönderilen ülkelerde zaman zaman bunun aksine davranışlar diplomatik tıkanıklıklara yol açıyordu. Göktürkler’de dış temasları bitikçi, ılımgacı ve tamgacı denilen görevliler yürütürdü. Göktürkler’in Persler ve Bizanslılar’la ticarî temas kurdukları ve karşılıklı elçilerin gidip geldiği bilinmektedir. İpek ticaretinden dolayı her iki devletle olan yoğun elçilik münasebetleri ve bu devletlerin elçilerine karşı takındıkları değişik tutum ve tavırlar kaynaklarda etraflıca anlatılmıştır. Göktürk Hâkanlığı’na gönderilen elçilerin kabul merasiminde hakanın yanında hatunun da hazır bulunması dikkate değer bir husustur. Çin İmparatoru Hüan-tsung’un 725’te Ötüken’e gönderdiği elçiyi Bilge Kağan hatunun, Kültigin’in, Tonyukuk’un ve diğer devlet erkânının hazır bulunduğu bir mecliste kabul etmişti (Kafesoğlu, s. 117).

Uygur Devleti’nde de dış işlerinden aynı şekilde ılımgacı, tamgacı ve bitikçiler sorumluydu. 758’de Çin başşehrine Uygur kağanının bir prensesle evlenme talebini götüren elçiler gitmişti. Uygur elçilerinin gelişiyle Abbâsî elçilerinin gelişi aynı ana rastlayınca taht salonuna hangisinin önce gireceği mesele olmuş, teşrifat memurları sonunda elçileri aynı anda değişik kapılardan içeri almışlardı (Çandarlıoğlu, TD, sy. 28-29, s. 63). Uygur kağanları ile Çin imparatorları arasında pek çok konu için devamlı surette elçiler gidip gelmiştir. Bu dönemlerde Ötüken Uygurları Çin’e karşı üstün durumda idiler. Uygur elçileri Çinliler tarafından törenlerle karşılanıyor, çok iyi muamele görüyor, hatta imparatorla aynı seviyede oturtuluyordu; buna karşılık Çin elçileri Uygurlar tarafından soğuk karşılanıyordu (a.g.e., sy. 31, s. 38).

Bizans İmparatorluğu diğer Türk devletlerinin yanı sıra Peçenekler’le de yoğun münasebetler tesis etmişti; bu ilişkileri elçiler ve tüccarlar sağlamaktaydı. Bizans’tan Kırım’a ve Peçenekler’in bulunduğu bölgelere devamlı elçi gönderilmekte ve gerekli müzakereler yapılmaktaydı. Bizans elçileri Karadeniz’in kuzeyine vardıklarında Peçenekler’den rehine ve kılavuz isterler, rehineleri kalede bırakır, kılavuzlarla yola çıkarlardı. Buna karşılık Peçenekler de öncelikle imparatorun kendilerine gönderdiği hediyeleri isterlerdi. Bu hediyeleri etraflıca anlatan kaynaklar Peçenekler’i aç gözlülükle suçlamaktadır. Peçenek elçileri kararlaştırılan hususlara uyacaklarına dair kendi kanunlarına göre yemin ederler, bunun üzerine Bizans elçileri de hediyeleri dağıtırlardı (Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, s. 61-62).

Eski Türk devletlerinde elçilerin, hanlarının tahta çıkışlarını bildirmek, karşı tarafa tebriklerde bulunmak gibi çeşitli nezaket ziyaretlerinde de bulundukları bilinmektedir. 1283’te Mısır’a giden Altın Orda Hanı Tuda Mengü’nün elçileri hanın müslüman olduğunu ve Kalavun’un Memlük tahtına çıkışını tebrik ettiğini bildirmiş, ayrıca din düşmanlarıyla gaza için halifeden ve sultandan sancak istemişlerdi (Kafalı, s. 63). Aynı şekilde, 1314’te 174 kişilik muhteşem bir Altın Orda elçilik heyeti kıymetli hediyelerle Kahire’ye gelmiş ve çok itibar görmüştü (a.g.e., s. 63). Savaş zamanlarında da Altın Orda Hanlığı’nın müslüman ve hıristiyan devletlerle diplomatik münasebetler içinde olduğu, hanlığın halktan aldığı vergiler arasında bir de elçilerin ağırlanması için konulmuş vergi bulunduğu görülmektedir (Togan, I, 302-303).

Müslüman Türk devletleri, eski diplomasi geleneklerini tamamıyla unutmamakla birlikte dış münasebetlerinde yeni dinlerinin diplomatik prensip ve motiflerini benimsemişlerdi. İslâm dünyasında Asr-ı saâdet’te başlayan ve Emevî-Abbâsî dönemlerinde çok zenginleşen diplomasi modeli Türkler tarafından da aynen uygulanmıştır. Büyük Selçuklular’da elçilik kurumu, imparatorluğun bağımsız devletlerle ve özellikle vassâl devletler ve halifelerle münasebetlerinde büyük rol oynamıştır. Selçuklular’daki elçilik telakkisini ünlü vezir Nizâmülmülk Siyâsetnâme’sinde veciz bir şekilde ifade etmiştir. Ona göre elçiler hükümdarlara hizmet âdabını bilen, az konuşan fakat sözlerini cesaretle söyleyen, çok seyahat etmiş, Kur’an’ı ezbere bilen, akıllı, ileri görüşlü ve fizikî güzelliğe sahip, tercihen olgunluk çağına gelmiş âlim kişiler arasından seçilmelidir. Nizâmülmülk hükümdar nediminin bir süvari veya Hz. Peygamber’in soyundan gelen bir şerifin elçi olarak gönderilebileceğini söyleyerek bu görevin muayyen bir zümreye tahsis edilmemesi gerektiğini anlatmış, ayrıca Selçuklu ülkesine gelen elçilerin karşılanma ve misafir edilmeleri konularında da bilgiler vermiştir. Onun elçiler için açıkladığı bu hususlar Alparslan ve Melikşah zamanlarında titizlikle uygulanmıştır.

Nizâmülmülk hükümdarlar arasında elçi teatisinin nezaket gereği olmadığını, asıl maksadın diğer devletlerin tarihî, coğrafî, askerî, siyasî, dinî durumları, halklarının refah seviyesi ve devletlerine olan bağlılıklarının derecesi hakkında bilgiler toplamak olduğunu etraflıca anlatmıştır (Siyâsetnâme, s. 120-125; Köymen, II, 74-83). Büyük Selçuklular’da elçilik heyetlerine genellikle kadılar başkanlık etmiştir.

Tuğrul Bey 1038’de Abbâsî Halifesi Kaim-Biemrillâh’a elçi gönderip Gazne Sultanı Mesud’un halka karşı görevlerini yerine getirmediği için yönetime el koyduklarını ve adaletle hükmedeceklerini bildirdi. Daha sonra Rey’e yerleşen Tuğrul buradan gönderdiği elçiyle, hâkim oldukları her yerde Abbâsî halifesi adına hutbe okuttuklarını haber verdi (435/1043). Halife de aynı yıl Kādılkudât Mâverdî’yi Tuğrul Bey’e elçi olarak göndermiş, sultan ona hürmet ve itibar göstermişti.

Tuğrul Bey, Arslan Besâsîrî’nin Bağdat’ı işgali sırasında esir alınan Abbâsî halifesinin makamına iade edilmesi için Hâcib Anuş Tegin’i Arslan Besâsîrî’nin müttefiki ve Ukaylî Emîri Kureyş’e elçi olarak yollamıştı (451/1059).

Bizans İmparatoru IX. Konstantinos, Hasankale Savaşı’nda (1048) esir düşen kumandanı Liparites’i fidye vererek kurtarmak için Tuğrul Bey’e bir elçi ile başvurmuş, Tuğrul Bey Liparites’i fidye almadan serbest bırakmış ve Şerîf Ebü’l-Fazl Nasr’ı mukabil elçi olarak Bizans’a göndermişti. İstanbul’da Emevîler devrinde yaptırılmış olan camide halife ve kendi adına hutbe okunmasını ve vaktiyle Abbâsî halifelerine ödenen yıllık verginin kendisine verilmesini istedi. Tuğrul Bey daha sonra Bizans imparatoruna bir elçi daha gönderip Mısır’a yapacağı sefer için topraklarından geçiş izni talep etti (443/1051-52).

Sultan Alparslan, Kadı Ebû Ömer Muhammed b. Abdurrahman’ın başkanlığındaki bir elçilik heyetini Abbâsî Halifesi Kāim-Biemrillâh’a gönderip Bağdat’ta adına hutbe okutulmasını ve para bastırılmasını istemişti (6 Mart 1064). Sultan, Malazgirt Savaşı’ndan kısa bir süre önce de Emîr Sav Tegin’i Abbâsî halifesinin elçisi İbn Mühellebân ile birlikte Bizans imparatoruna yollamıştı.

Karahanlılar dönemiyle ilgili olarak Yûsuf Has Hâcib Kutadgu Bilig’de elçilerin yetişmesi, vasıfları, kusurları hakkında bilgi vermektedir. Buna göre elçi insanlar arasında mümtaz, akıllı, bilgili, seçkin ve cesur olmalıdır. Allah’ın kulları arasında en seçkinleri ve insanların en iyileri elçilerdir. Pek çok iş elçilerle görülür, iyi neticeler onlar vasıtasıyla alınır. Başarılı olması için elçinin sözün içini ve dışını bilmesi gerekir. Elçi gözü gönlü tok, doğru, haya sahibi, nazik olmalı, çok okumalı, çok dil bilmeli, güzel söz ve şiir söylemelidir. Hükümdar bu vasıfları haiz kimse bulursa onu elçi seçmelidir; çünkü bu vasıflara sahip olmayan elçi vazifesini yapamaz; insanları, toplulukları birbirine düşürür (Kutadgu Bilig, II, 193-197; Genç, s. 260-262).

Gazneliler’de elçilerle ilgilenen saray görevlisine “resuldar” denilmekteydi. Elçilerin karşılanması, kalacağı ikametgâha götürülmesi, sultanın huzuruna çıkarılması işi onun tarafından yapılırdı. Gazneli Mahmud’un iki oğlu Mesud ile Muhammed arasındaki mücadele sırasında Abbâsî Halifesi Kādir-Billâh’ın elçisi Ebû Muhammed Gazne payitahtına geldiğinde merasimle karşılanmış, resuldar elçiyi ikametgâhına götürüp onunla ilgilenmiş ve sonra da elçiyi belli bir merasim içinde sultanın huzuruna çıkarmıştır. Elçinin getirdiği menşur ve hediyeleri kendisine takdim etmesinden sonra Mesud’un halifeye gönderdiği hediyeleri de elçiye resuldar götürmüştü. Kādir-Billâh’ın ölümünden sonra oğlu Kāim-Biemrillâh halife olup (1031) Mesud’dan biat almak için elçisini Belh’e gönderdiğinde Mesud bu elçinin ulemâ, kadılar, fakihler ve Hz. Peygamber’in soyuna mensup eşraftan meydana gelen güzîde bir topluluk tarafından karşılanmasını istemiş ve elçinin gelişinden dönüşüne kadar her merasimin düzenlenmesinde de resuldar Ebû Ali önemli görevler üstlenmişti. Gazneliler’den başka Fars Atabegleri, Salgurlular ve muhtemelen Kirman Selçukluları’nda da saray görevlileri arasında bulunan resuldarın elçilerin karşılanması, ağırlanması, hükümdar huzuruna çıkarılması, hediye ve mektubunun ilgililere ulaştırılmasının yanında başka ülkelere gönderilecek elçilerin de her türlü hazırlığını yapmakla görevli olduğu görülmektedir (Merçil, “Resuldar”, TTK Bildiriler, II, 703-709).

Eyyûbîler devrindeki önemli memurlar arasında, yabancı hükümdarlara ve bilhassa Abbâsî halifesine gönderilen elçiler de bulunuyordu. Daha önce Nûreddin Mahmud Zengî devrinde bu görevi üstlenen özel bir kişi yoktu; bu iş için İmâdüddin el-İsfahânî, Şerefeddin İbn Ebû Asrûn, Başkadı Kemâleddin eş-Şehrezûrî, tabip Mühezzebüddin İbnü’n-Nakkāş gibi şahısların seçildikleri anlaşılmaktadır. Selâhaddîn-i Eyyûbî devrinde önceleri Mısır Başhatibi Şemseddin el-Ba‘lebekkî, onun ölümünden sonra da Dımaşk başkadılarından Ziyâeddin Kāsım b. Tâceddin eş-Şehrezûrî bu görevi yürütmüştü. Aynı dönemde Ebû Hâmid Sa‘deddin el-Acemî Musul ve Artuklu hükümdarlarına elçi olarak gönderilmiştir. Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin Abbâsî halifesiyle münasebetleri bir iki olay dışında daima iyi geçmiş ve aralarında devamlı surette elçiler gidip gelmiştir. Halifenin elçisi bir gün önce, yüksek devlet memurlarından olan emîr-i meclis tarafından şehir dışında karşılanarak özel bir ikametgâhta misafir edilir, ertesi gün sultan tarafından merasimle huzura alınırdı. Halifeye gönderilen elçiler ise Bağdat’ta dârülkerâmede (dârüzziyâfe) ağırlanırdı. O dönemde de elçilerin hediye getirip götürmesi, gönderildikleri hükümdar tarafından kendilerine hil‘at giydirilmesi yaygın bir âdetti. Eyyûbîler’le Haçlılar arasında yapılan müzakerelerde hediye teâti edildiği görülmektedir. Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin Sincar’ı muhasara ettiği sırada gelen Ahlat Şah’ın elçisi Bektemür hil‘at ve hediye kabul etmediği için tenkit edilmiş ve ayıplanmıştır. Anadolu Selçukluları ile 1178’de Ba‘lebek konusunda, 1180’de de başka bir meseleden dolayı ihtilâf çıkmış, II. Kılıcarslan Selâhaddin’e gönderdiği elçi ile anlaşmazlığı halletmiştir. 1192’de ise Kılıcarslan’ın oğulları arasında çıkan ihtilâfı halletmek üzere Selâhaddîn-i Eyyûbî kazaskeri Şemseddin’i ara bulucu elçi olarak Anadolu’ya göndermiştir. Bu arada Bizans İmparatoru Andronikos Komnenos Kahire’ye elçi göndermiş ve iki taraf arasında dostluk antlaşması imzalanmıştır. Ondan hemen sonra İmparator II. Isaakios da elçi göndererek Haçlılar’a karşı ortak tavır takınılmasını, ayrıca Kudüs fethedilirse oradaki hıristiyanların ve kutsal yerlerin idaresinin kendilerine verilmesini istemişti. 1185’te iki taraf arasında yeni bir antlaşma yapılarak İstanbul’daki camide Abbâsî halifesi ve sultan adına hutbe okunması sağlandı. 1192’de Bizans imparatoru Selâhaddin’e yeniden elçi göndererek Kıbrıs üzerine ortak sefer yapmayı teklif etti ve Kudüs’teki kiliselerin Ortodoks papazların idaresine verilmesini ve Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği haçı istedi. Elçiyi Kudüs’te kabul eden Selâhaddîn-i Eyyûbî, imparatorun Kıbrıs üzerine müşterek bir sefer yapma dışındaki diğer isteklerini Kādî el-Fâzıl’ın tavsiyesiyle reddetti. Bizans elçisi iki gün sonra, sultanın cevabî mektubunu götüren elçi İbnü’l-Bezzâr ile birlikte geri döndü. Bunun ardından da Gürcü kralının elçisi geldi ve Kudüs’teki kutsal yerlerin himayesini istedi, ancak isteği reddedildi. Gürcü kralı daha önce de kutsal haçın kendilerine verilmesi için 200.000 dinar teklif etmişti.

Anadolu Selçuklu sultanları ile de başta Abbâsî halifesi olmak üzere çeşitli hükümdarlar ve Bizans imparatorları arasında elçi teâti edilmiştir. Devletin kurucusu Süleyman Şah Tarsus’un fethinden (1083) sonra şehre kadı ve hatip istemek üzere Trablusşam’ın Şiî hâkimi Kadı Ebû Tâlib İbn Ammâr’a elçi yollamıştır. Süleyman Şah’ın, Antakya’nın fethini (477/1084) müjdelemek ve bağlılığını bildirmek için de Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’a yine bir elçi gönderdiği rivayet edilmektedir. Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos I. Kılıcarslan’a elçi gönderip Çaka Bey’in asıl maksadının Anadolu Selçuklu tahtını ele geçirmek olduğunu bildirmiş ve ona karşı birlikte hareket etmeyi teklif etmiştir. I. Kılıcarslan da Dânişmendli Gümüştegin Gazi’ye elçi yollayıp Bohemund’un salıverilmesi karşılığında alınan 100.000 dinar fidyenin yarısının müttefiki ve Anadolu Selçuklu sultanı olması sebebiyle kendisine verilmesini istemişti. II. Kılıcarslan, Atabeg Nureddin Mahmud Zengî’den bir elçi aracılığıyla sınır tecavüzlerinden vazgeçmesini istedi. Fakat Nûreddin aldırış etmeyince Kudüs kralı, Antakya prinkepsi ve Ermeni kralına elçiler yollayarak Nûreddin’e karşı onlarla iş birliği yaptı. Dânişmendli Yağıbasan Karadeniz bölgesinde Bizans’a ait bazı yerleri ele geçirince imparator 1158’de Aleksis Gifard adlı elçisini II. Kılıcarslan’a gönderip zaptedilen yerlerin iade edilmesini sağladı. II. Kılıcarslan, Bizans imparatorunun kendine karşı Yağıbasan ve Ankara-Çankırı Meliki Şehinşah ile ittifak yapması üzerine Bitinya (içinde İznik’in de bulunduğu bölge) Emîri Süleyman’ı elçi gönderip barış teklifinde bulundu. II. Kılıcarslan 1176’da kazandığı Miryokefalon zaferini Abbâsî Halifesi Müstazî-Biemrillâh’a, Selâhaddîn-i Eyyûbî’ye ve Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa’ya elçiler vasıtasıyla müjdelemişti. Yine II. Kılıcarslan meşhur veziri İhtiyârüddin Hasan’ı, Haçlılar’la barış imzalayarak Anadolu üzerine yürüyen Selâhaddîn-i Eyyûbî’ye elçi göndererek durdurmuştur. Aynı şekilde Ermeni Kralı III. Rupen de üstüne yürümekte olan Selâhaddîn-i Eyyûbî ile II. Kılıcarslan’a elçi gönderip barış teklifinde bulunmuştur (1180).

I. Alâeddin Keykubad 1220’de tahta çıkar çıkmaz Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’l-Eşref’e elçilerini yollayarak ittifak yaptı. I. Alâeddin Keykubad’ın tahta çıktığını öğrenen Abbâsî Halifesi Nasır-Li-dînillâh, İslâm dünyasının mânevî lideri sıfatıyla Şeyh Şehâbeddin Ömer es-Sühreverdî’yi aynı yıl hil‘at, menşur ve diğer saltanat alâmetleriyle Konya’ya elçi gönderdi. Elçilik heyeti Aksaray’a varınca beylerle kadı, âlim, şeyh ve mutasavvıflar tarafından karşılandı. Daha sonra da hükümdar hilâfet makamına hürmeten hassa askerleriyle birlikte karşılamaya çıktı ve elçi Şeyh Şehâbeddin’in elini öpüp hayır duasını aldı; şehre birlikte girdiler ve şeyh misafirhaneye götürüldü. Ertesi gün halifenin gönderdiği hil‘at sultana giydirildi. Elçinin ona adaletten ve şeriattan ayrılmayacağına dair yemin ettirmesinden sonra tahtına oturdu. Halifenin gönderdiği hırkayı giyip başına sarık bağladı. Dönüş gününde de sultan, Celâleddin Karatay ve Necmeddin Tûsî ile beraber elçi Sühreverdî’yi uğurladı ve ona 100.000 dirhem, 5000 sultânı dinar (sikke-i alâî), atlar, Rum köleler ve değerli elbiseler verdi. Halife Nasır-Lidînillâh’ın elçisine gösterilen bu ilgi ve tazimden çok memnun olduğu bilinmektedir.

Moğollar’da elçilik müessesesinin hayli geliştiği görülmektedir. Elçiler büyük kağanla görüşmek için geldikleri gibi İlhanlar, başbuğlar veya prenslerle de görüşmek için gelebilirlerdi. Büyük kağanla görüşmek üzere gelen elçiler özel bir merasimle karşılanır ve hükümdar sarayına gönderilirdi; nitekim Batu Han papadan gelen elçilik heyetini Karakurum’a göndermişti. Moğollar’a karşı da elçi olarak daima erkekler görevlendirilirdi; ancak bir defasında Gürcistan Kralı

V. David diplomatik müzakereler için bir kadını göndermişti. Elçiler hükümdar sarayına geldiğinde bir misafirhaneye yerleştirilirlerdi; bazan çadırlarda ağırlandıkları da olurdu. Kalabalık elçilik heyetleri yol açtıkları masraflardan dolayı fazla sevilmez, bir an önce gitmeleri istenirdi. İlhanlı Hükümdarı Gazan Han, 325 kişilik bir elçilik heyeti gönderen Altın Orda Hanı Toktaga’ya bu miktarın çok fazla olduğunu alaycı bir üslûpla bildirmişti. Elçiler kabul töreninden önce isteklerini içeren mektubu takdim ederlerdi; mektup veya tercümesi hanın huzurunda vezir tarafından okunurdu. Kabulde hanın eşleri ve kızlar dahil bütün çocukları bulunurdu. Elçiler av için çitalar, köpekler ve doğanlar, çadırlar, ipek, kadife, mücevherler, altın ve gümüş kupalar gibi kıymetli hediyeler getirirler, Moğollar ise para, teçhizat, topaz, yakut, inci gibi hediyeler gönderirlerdi. Cengiz Han 1218’de Hârizm Şah Alâeddin Muhammed’e gümüş avadanlık, misk, akik, altın yaldızlı kadeh ve has yünden elbiseler hediye etmiştir. Büyük hanların ve ilhanların sarayına çeşitli ülkelerden çok sayıda elçiler gelir ve onlar için eğlenceler düzenlenirdi, İlhanlılar da Avrupa ülkelerine, Çin’e ve ezelî rakip olarak gördükleri Memlükler’e pek çok elçi göndermişlerdir. Memlüklü ve İlhanlı saraylarında karşılıklı olarak elçilere pek iyi muamele yapılmamıştır.

Memlükler döneminde Mısır, konumu gereği Uzakdoğu ile Akdeniz havzası arasında bir iskele durumunda olmasından dolayı hem müslüman hem hıristiyan devletlerle siyasî, ticarî, dinî münasebetler içerisinde bulunuyor ve bu sebeple sık sık elçi teâtisine sahne oluyordu. Nitekim İlhanlı, Altın Orda, Timurlu, Osmanlı ve Bizans devletlerinin yanında papalık ve çeşitli beyliklerle de ilişkiler kurmuştu. XIV. yüzyılın sonlarında Timur’un bir kısım Memlüklü topraklarını işgali ve halkını katletmesi üzerine iyi münasebetler düşmanlığa dönüşmüş, Sultan Berkuk bu sırada gelen kalabalık bir Moğol elçilik heyetini kabul etmediği gibi elçilerden bazılarını da öldürtmüştü. Normal zamanda Memlûk ülkesine gelen elçi heyetleri devletin büyüklüğünün ve istikrarlılığının bir ifadesi olarak gösterişli merasimlerle karşılanırdı. Elçilerin ikametleri, sultanın huzuruna çıkarılışları ve hediyelerinin takdimi için özel görevliler bulunuyordu.

Mehmet İpşirli, İslam Ansiklopedisi

Kaynak
1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.