Edebiyat

Cengiz Aytmatov’un “Selvi Boylum Al Yazmalım” Romanından Alıntılar

"Selvi Boylum Al Yazmalım" - Cengiz Aytmatov Sözleri

Sovyet dönemi sonrasında Kırgız Türklerinin yaşadığı sancıları çeşitli yaşam öyküleri üstünden anlatan Aytmatov, Selvi Boylum Al Yazmalım adlı romanda gelişmekte olan teknolojinin toplum üzerindeki olumsuz etkilerini ele alıyor. Cengiz Aytmatov, birbirini seven ve bazı uğursuz olaylar sonrasında yolları ayrılmasına rağmen ilginç bir rastlantı ile yeniden karşılaşan iki kişinin yaşamlarını anlatıyor. Kırgız Türklerinin toplumsal sorunlarını ele alan Selvi Boylum Al Yazmalım adlı romandan alıntılar…

“Selvi Boylum Al Yazmalım” Alıntıları

Huzursuz bir insansın sen. Her şeyle mücadele etmek istiyorsun, ben senin bu haline çok üzülüyorum. Vaktiyle ben de öyleydim. Hayatı olduğu gibi kabul et, ne alabilirsen al ve mutlu olmaya bak.

Hayatta her şey istediği gibi olmuyor insanın.

Bir derdi vardı bu kadının, belki bir yardıma ihtiyacı vardı. Çekingen davranıyordu. Ama, ben söylenmeyen sözleri sezebiliyordum. İnsan ıstırap içindeyken, ağzından çıkan bir kelimenin ardında on kelime gizliyor.

“Burada olduğumu nasıl anladın? “
“Kitaplıktan dönüyordum, yolda kamyon izleri gördüm. ..”
“Öyle mi?”
Bunlar bana ‘seviyorum’ sözünden daha fazla şeyler fısıldıyordu. Demek kamyonun izlerine kadar tanıyordu.

Baktım gerçekten ince yapılı, çatık kaşlı bir kızcağız, durup durur. Al yazmalı, babasının olacak uzunca bir ceket omuzlarına atılmış sessizce yüzüme bakıyor. Gülümsedim.
— Güzelmişsin!

Dostluk yalnız kara günde değil, iyi günlerde de belli olurmuş.

İnsan hikayesini kendi isteğiyle anlatırsa iyi olur. Çünkü başından geçenleri yeniden yaşar, hayallere dalar, bazı defa da sözünü bitirmeden heyecan içinde çırpınarak susar.

Ziyanı yok. At aynı ize binlerce kere basarmış. Belki bir gün gene karşılaşırız.

Gerçek güzel şeydir. Gelgelelim, bazen öyle acı gelir ki ister istemez görmemeye çalılırsın.

İnsan ıstırap içindeyken, ağzından çıkan bir kelimenin ardında on kelime gizliyordu.

Elveda, Isık-Göl’üm, bitmemiş türküm benim! Mavi dalgalarını, sarı
kumlarını yanımda götürmek isterdim ama gücüm yetmez buna. Sevdiğim kadının aşkını götüremediğim gibi seni de götüremem.
Elveda, Asel! Elveda, al yazmalım, selvi boylum! Elveda, sevgilim,aşkım! Mutlu olman dileğiyle!..

“Yarın gene aynı yerde çamura saplansam, yardıma gelir misiniz bana?”

Paltomu omuzlarına attım. Sıkmsıkı sardım ve kendimi çok kuvvetli, çok büyük hissetmeye başladım bu anda. Bende bu kadar kibarlık olduğunu hiç bir zaman sezmemiştim. Bir kişiye kanat germenin, onu himaye etmenin bu kadar iyi bir şey olduğunu hiç bir zaman aklımdan geçirmemiştim. Kulağına fısıldıyordum. “Seni gücendirmeye hiç bir zaman izin vermeyeceğim, sevli boylum, al yazmalım.”

Isık-göl, Isık-göl! Vay benim tüketilmemiş şarkım vay!

Çarpışmadan sonra kılıç savurmuşsun kimin nesine!

Saygı başka, aşk sevgi gene başka. Eğer biri sever, öbürü sevmezse bu da hayat değil bence. İnsanın yaratılışı mı böyle, yoksa benim tabiatımda mı var bu, bilemeyeceğim bana daima bir şey eksik geliyordu. Ve bu eksik şeyi ne işle doldurabilirsin, ne dostlukla, ne de seni seven bir kadının dikkatiyle. Yüreğimde çoktandır bir yara taşıyordu.

Bir kadınla bir arada oturmak için evlenmeye değmezdi. Böyle biriyle evlenmektense yalnız yaşarım daha iyi.

Gözlerine bakmak istemiyordum. Başıma kakmasını, talihsizliklerden yakınıp bana bağırmasını bekliyordum. Sesimi çıkarmadan sonuna dek dinleyecektim onu. Fakat sanki odada değilmiş gibi suspus olmuştu Asel. O zaman yavaş yavaş kaldırdım gözlerimi. Pencerenin önündeydi, sırtını bana dönmüştü. Yüzünü görmediğim halde ağladığını biliyordum. Yüreğime bir bıçak saplandı sanki.

“Her zaman böyle değil midir? Başı derde girenin bir söylediğinin ardında on tane söylemediği vardır.”

“İkimiz yanyana olduktan, bazen göz göze geldikten, ellerimiz birbirine dokunduktan sonra daha ne isterdik!”

Oysa fazla zorlamayacaksın kendini, yaşamdan alabildiğin kadarına razı olacaksın. Yazgısıyla fazla oynamamalı insan.

“Daha önce onsuz nasıl yaşayabildiğime şaşıyordum.”

“Hay, yerin dibine batsın eski gelenekler! Biz gençler daha ne kadar acı çekeceğiz?”

Kendini sorgular Çemşid, kazayı yapanın İlyas olduğunu bilse yine de eve getirir miydim diye düşünür. Getirirdim diye düşünür, çünkü Cemşid insanlara karşı merhametlidir. “Zaten gitmek istese Asya’yı bir saniye bile tutmam…” diye düşünür cefakar Çemşid.

Kapıyı açık bıraktım, kamyonu onun hizasında ağır ağır sürmeye başladım. Böylece ben direksiyon başında, o yolun kıyısında yan yana ilerliyorduk. Aklımıza söyleyecek bir şey gelmediği için ikimizde susuyorduk.

“O günden sonra yaşantım başkalaştı. Aslında değişen bir şey yoktu, ben gene yalnız yaşıyordum, fakat uzun süren bir yalnızlığın öldürdüğü ruhum dirilmeye başlamıştı. Gerçi her zaman insanların arasındaydım; onlarla birlikte düşüp kalkıyor, birlikte çalışıyor, arkadaşlık ediyor, karşılıklı yardımlaşıyordum. Gelgelelim, yerini dolduramadığım bir boşluk kalıyordu gene de.”

 

Sena Karay

Edebiyat ile birlikte Uluslararası İktisat ve Siyaset Bilimi üzerine İngilizce kaynaklardan yaptığım araştırmaları derleyerek sizinle paylaşıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.